HEAD: 15 (4)
Cilt: 15  Sayı: 4 - 2018
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
İçindekiler
Contents

Sayfa II

3.
Editörün kaleminden
Editorial

Sayfa III

4.
VKV
VKV

Sayfa IV

5.
Arka kapak
Back cover

Sayfa V

ARAŞTIRMA MAKALESI
6.
Hemşirelik öğrencilerinin eğitim stresini etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Determining the factors affecting the education stress of nursing students
Gülnur Akkaya, Aysun Babacan Gümüş, Yeliz Akkuş
doi: 10.5222/HEAD.2018.202  Sayfalar 202 - 208
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı hemşirelik öğrencilerinin eğitim stresini etkileyen faktörlerin belirlenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kesitsel tipte yapılan bu çalışma iki farklı üniversitede hemşirelik lisans programına devam eden 585 öğrenci ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında sosyo-demografik özellikler bilgi formu ve “hemşirelik eğitimi stres ölçeği-HES֔ kullanılmıştır. Veriler SPSS 20.0 istatistik programında analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, t-testi, tek yönlü varyans analizi ve korelasyon analizi kullanılmıştır.
BULGULAR: Öğrencilerin uygulama stres puanı ortalaması 30.45±8.48, Akademik stres puanı 30.79±8.09, toplam stres puanı 61.25±15.74 olarak saptanmıştır. Uygulama stres puanının kız öğrencilerde, okulun fiziki koşullarından memnun olmayanlarda, hemşirelik bölümünü tercih etmekten memnun olma konusunda kararsız olanlarda daha yüksek olduğu ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Akademik stres puanının kız öğrencilerde, batıda olan okulda hemşirelik öğrencilerinde, okulun fiziki koşullarından memnun olmayanlarda ve hemşirelik müfredatından memnun olmayanlarda daha yüksek olduğu ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Okulların fiziksel koşullarının düzenlenmesi, hemşirelik bölümlerinin daha etkin tanıtılması ve müfredatlarının tekrar gözden geçirilmesi önerilmektedir.
INTRODUCTION: The aim of this study is to determine the factors affecting the educational stress of nursing undergraduate students.
METHODS: This descriptive study was conducted with 585 students attending nursing undergraduate programs in two different universities. "Socio-Demographic Characteristics Data Form" and "Nursing Education Stress Scale" were used in the data collection. The data were analyzed in the SPSS 20.0 statistical program. Number, percentage, mean, standard deviation, t-test, one way variance analysis and correlation analysis were used in the evaluation of the data.
RESULTS: The mean application stress score of the students was 30.45 ± 8.48, the academic stress score was 30.79 ± 8.09, and the total stress score was 61.25 ± 15.74. The stress score of the application was significantly higher in girls who were not satisfied with the physical condition of the school, and when they were unstable in choosing the nursing department (p <0.05). Academic stress scores were found to be significantly higher in female students, in the students in the west, not satisfied with the physical condition of the school, and not at all satisfied with the nursing curriculum (p <0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It is recommended that the physical conditions are regulated in both schools where the work is done, that the nursing departments are introduced more effectively and that their curricula are reviewed again.

7.
Gebelik döneminde kadınların beden algısı farklılık gösterir mi?
Does body perception of women differ in the period of pregnancy?
Gülşah Kök, Gülten Güvenç, Hatice Bilsel, Aysun Güvener
doi: 10.5222/HEAD.2018.209  Sayfalar 209 - 214
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma gebelerin trimestırlara göre çok yönlü beden algılarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır.


YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı tipte yapılan çalışmanın örneklemini, 1 Nisan-30 Haziran 2013 tarihleri arasında, bir üniversite hastanesinin kadın doğum polikliniğinin obstetri bölümüne başvuran, 18 yaş üstü, herhangi bir gebelik riski bulunmayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan toplam 231 gebe oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından geliştirilen veri toplama formu ile gebelerin beden algısını değerlendirmek için “Çok Yönlü Beden-Kendilik (Self) Ölçeği (ÇYBKİÖ)” kullanılmıştır. Çalışma sonuçlarının değerlendirilmesinde yüzdelik dağılımlar, cronbach alfa kat sayısı, tek yönlü varyans analizi ile t testi kullanılmıştır.
BULGULAR: Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalaması 31.83±5.20 olup, %42’si çalışmaktadır. Gebelerin %89.6’sının isteyerek gebe kaldığı; %63.2’sinin gebelikleri süresince yaşanılan sorunlar karşısında aile ve çevresinden destek aldıkları belirlenmiştir. Gebelerin %88.7’si ise eşleri ile ilişki durumlarını iyi olarak değerlendirmiştir. Çalışan gebeler ile çalışmayan gebelerin ÇYBKİ֒den aldıkları puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu belirlenmiştir (p=0.001). Çalışmada, trimestırlara göre gebelerin ÇYBKİ֒den elde ettikleri puan ortalamaları değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu tespit edilmiştir (p=0.004).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmaya katılan gebelerin büyük çoğunluğunun isteyerek gebe kalmasına, gebelikleri süresince aile ve çevresinden yüksek oranda destek almalarına rağmen trimestırlar arttıkça gebelerin çok yönlü beden algılarının olumsuz olduğu değerlendirilmiştir.
INTRODUCTION: This study was conducted to determine the body image and perceptions of pregnants according to trimesters of pregnancy.
METHODS: A total of 231 pregnant women aged 18 years or over, who were not involved in any pregnancy risk and voluntarily participated in the study, who applied to the obstetric department of a polyclinic of a university hospital between April 1 and June 30, 2013, formed the sample of the descriptive study. Data collection form formed by the researchers and “Multidimensional Body-Self Relations Questionnaire” were used to collect data. Percentage distribution, cronbach alpha analysis, T tests and one way variance analysis were used for evaluation of the research results.
RESULTS: Mean of the pregnants’ ages was 31.83±5.20, and 42% of participants were working. Eighty-nine point six percentage of them became pregnant willingly; 63.2% of them have been receiving support from the family and the environment when they faced the problems during their pregnancy. Eighty eight point seven percentage of them determined their relationships with their husbands as “good”. There is a significant difference between working and non working pregnants’ multidimensional body-self relations questionnaire mean scores (p=0.001). The difference between pregnants’ multidimensional body-self relations questionnaire mean scores according their trimesters was found statiscally meaningful (p=0.004).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although the vast majority of the participants in the study were became pregnant willingly and received high support during their pregnancy from their families and their surroundings, the multidimensional body perceptions of the pregnant women were concluded negatively while the trimesters were increasing.

8.
İnovatif Bir Hemşirelik Buluşunun Hayata Geçirilmesi; Giyilebilir Askı Sistemleri
The Realization Of An Innovative Nursing Invention: Wearable Sling Systems
Yeliz Doğan Merih
doi: 10.5222/HEAD.2018.215  Sayfalar 215 - 221
GİRİŞ ve AMAÇ: Geliştirilen yeni askı sistemlerinin oluşum aşamalarını sunmak ve oluşturulan sistemi tanıtmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma İstanbul ilinde bulunan bir Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Araştırma hastanesinde Mart 2012- Mayıs 2015 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Çalışmada aksayan yönler dahilinde yeni proje aparatlarının dizaynı ve prototip üretim aşamaları gerçekleştirildi. İnovatif ürün geliştirildikten sonra patent belgesi alınmış ve gerekli izin belgeleri alındıktan sonra hasta uygulama sürecine geçildi. 60 hasta (30 çalışma ve 30 kontrol grubu) ve 30 çalışanın katılımı ile çalışma gerçekleştirildi. Çalışma sonuçlarının değerlendirilmesinde SPSS 17.0 programı kullanıldı.
BULGULAR: Proje kapsamında, henüz yurtdışında ve ülkemizde kullanılmayan iki farklı inovatif askı sistemi geliştirildi. Bu askıların birincisi serum uygulamalarında kullanılmak amacıyla Omuza Entegre Serum Askısı, ikincisi ise mobilizasyon engellerini kaldıracak Bacağa Entegre Foley Sonda Askısı’dır.
Çalışmanın ikinci aşaması uygulama sonuçları değerlendirildiğinde; çalışma grubunun (%96.4) memnuniyet oranlarının kontrol grubuna (%46.6) oranla oldukça yüksek olduğu, invazif tedavi araçlarının taşınmasında hiçbir komplikasyon yaşanmadığı, hasta konforunun arttırıldığı, hemşirelerin kullanılan askı sistemlerine yönelik görüşlerinin olumlu olduğu ve memnuniyetlerinin (%93.4) yüksek olduğu belirlendi. Askı sistemlerine yönelik memnuniyet oranları arasında fark anlamlı bulundu (p<0.001)

TARTIŞMA ve SONUÇ: Tüm sonuçlar değerlendirildiğinde; hem hastaların hem de çalışanların görüşlerinin olumlu olduğu, memnuniyetlerin iyi olduğu belirlendi. Özellikle çalışanların işgücü ve zaman tasarrufu açısından memnun oldukları, hastaların ise bireysel özgüvenlerinin arttığı, hantal askılarından kurtuldukları için memnuniyetlerinin iyi olduğu belirlendi.
INTRODUCTION: Presenting the development stages of the new hanger systems developed and introducing the system created.
METHODS: The study was conducted in an Obstetrics and Pediatrics Research and Training Hospital in the city of Istanbul. In the study, according to aspects that were obstructed, the designs and prototype productions of the new project apparatus was performed. After the innovative product was developed, a patent was acquired and the patient application phase was started after acquiring the necessary permissions. The study was conducted with the participation of 60 patients and 30 employees. The SPSS 17.0 program was used in the evaluation of study results.
RESULTS: Within the context of the project, two different innovative sling systems were designed that are not yet used in our country or abroad. The first of these is the Shoulder Integrated Serum Sling that would be used in serum applications, and the second is the Leg Integrated Foley Catheter Sling that would remove mobilization concerns.
When the second stage application results of the study are evaluated, the satisfaction levels of the study group (96.4%) were found to be very high compared to the control group (46.6%), while no complications were reported in carrying the invasive treatment tools, and it was determined that patient comfort increased, that nurses had positive views on the sling systems used, and that the nurses had high satisfaction levels (93.4%). The difference between the sling system satisfaction rates was found to be statistically significant (p<0.001)

DISCUSSION AND CONCLUSION: When all of the results were evaluated, both patients and employees were found to have positive views and high levels of satisfaction.

9.
Kadın doğum kliniklerinde çalışan hemşire ve ebelerin doğal doğum ve doğumda uygulanan müdahalelere ilişkin bilgi ve görüşlerinin belirlenmesi
Determining the knowledge and opinions of nurses and midwives working in gynecology clinics about natural birth and interventions during birth
Duygu Güleç Şatır, Şenay Ünsal Atan, Aylin Taner, Semra Gün
doi: 10.5222/HEAD.2018.222  Sayfalar 222 - 227
GİRİŞ ve AMAÇ: Kadın doğum kliniklerinde çalışan hemşirelerin ve ebelerin doğal doğum ve doğumda uygulanan müdahaleler hakkındaki bilgi ve görüşlerini belirlemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın örneklemini, İzmir ilinde bir hastanenin Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniklerinde çalışan 106 hemşire ve ebe oluşturmuştur. Veriler, çalışanlara ait tanıtıcı bilgilerin de yer aldığı, doğal doğum ve doğumda uygulanan müdahaleler hakkında literatür doğrultusunda hazırlanmış veri toplama formu ile Temmuz-Aralık 2016 tarihleri arasında toplanmıştır.
BULGULAR: Hemşire ve ebelerin %68’i doğal doğum kavramını daha önce duyduklarını, %61.3’ü doğal doğum konusundaki bilgilerinin yetersiz olduğunu, %70.8’i bu konuda eğitim almak istediğini belirtmiştir. Hemşire ve ebelerin doğumda uygulanan müdahalelere ilişkin görüşleri incelendiğinde yaklaşık yarısı doğumda sürekli fetal monitörizasyonun (%50.9), beslenme ve sıvı alımının kesilmesinin (%48.1) ve I.V. damar yolunun açık kalacak şekilde sürekli sıvı infüzyonunun (%51.9) gerekli olmadığını düşünmektedir. Yaklaşık üçte ikisi ise rutin amniyotomi (%65.1), rutin oksitosin infüzyonu (%65.1) ve rutin epizyotominin (%62.3) gerekli olmadığını düşünmektedir. Perineal traşın, lavmanın ve doğumun litotomi pozisyonunda yapılması gerektiğini düşünenlerin oranı ise sırasıyla %62.3, %49.1 ve %42.5 olarak saptanmıştır. Ebe ve hemşirelerin büyük çoğunluğu doğumda ilaç dışı ağrı giderme tekniklerinin uygulanması gerektiğini (%75.5) düşünmektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırmaya katılan hemşirelerin ve ebelerin doğal doğum kavramına yönelik bilgilerinin yetersiz olduğu, doğumda uygulanan müdahalelere yönelik görüş birliği içinde olmadıkları saptanmıştır. Özellikle perine tıraşı ve lavmanın rutin uygulanması ve doğumun litotomi pozisyonunda yapılması yönünde görüş bildirmişlerdir.
INTRODUCTION: To determine the knowledge and opinions of nurses and midwives working in gynecology clinics related to natural birth and interventions during birth.
METHODS: The sampling of research comprised of 106 nurses and midwives working in Gynecology and Obstetrics Clinics of a hospital in Izmir. Data were collected between July and December 2016 using a data collection form that included socio-demographic characteristics of participants and questions about natural birth and interventions during birth developed in compliance with literature
RESULTS: Sixty eight percent of nurses and midwives reported that they have heard the concept of natural birth before, 61.3% of them stated that their knowledge concerning natural birth was insufficient and 70.8% wished to get training about natural birth. When nurses’ and midwives’ opinions related to interventions used during birth were examined it was observed that nearly half of them considered the following applications unnecessary; continuous fetal monitoring during birth (50.9%), restricting oral intake (48.1%) and routine parenteral fluid support (51.9%). Approximately two thirds found routine amniotomy (65.1%), routine oxytocin infusion (65.1%) and routine episiotomy (62.3%) unnecessary. The percentage of those who thought perineal shaving, enema and lithotomy position during labor was required, was detected to be 62.3% 49.1 % and 42.5 % respectively. Vast majority of nurses and midwives thought that nonpharmacologic pain management during labor should be used (75.5%).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was established that nurses’ and midwives’ knowledge related to the concept of natural birth was insufficient and they were not in consensus about interventions during birth. Especially they thought that perineal shaving and enema should be implemented routinely and lithotomy position should be preferred during labor.

10.
Hemodiyaliz Tedavisi Alan Bireylerde Beden İmgesinin Yaşam Niteliğine Etkisi
Body Image Quality Of Life Effect Of Individuals Taking Hemodialysis Treatment
Gamze Muz, Gülhan Küçük Öztürk, Merve Dağdelen, Nilay Turaç
doi: 10.5222/HEAD.2018.228  Sayfalar 228 - 234
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma Hemodiyaliz tedavisi alan bireylerde beden imgesinin yaşam niteliğine etkisini belirlemek amacıyla planlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmanın örneklemi 133 birey oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında anket formu, beden imgesinin yaşam niteliğine etkisi ölçeği (BİYNE) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U, Kruskall Wallis testi, normallik testleri, tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Çalışma için kurum izni, etik kurul ve bireylerden sözel onam alınmıştır.
BULGULAR: Bireylerin % 53’ü erkek, yaş ortalamaları 57.97±14.68, %90.2’si tanı süresi 2-5 yıldır. Bireylerin tanı süresi, diyete uyum, çalışma durumu ile BİYNE ölçeği “davranış üzerine etki” alt boyutu, gelir durumu ile BİYNE ölçeği toplam puan ve “günlük yaşantı üzerine etki” alt boyutu ve eğitim durumu ile “karşı cinsle etkileşime etki” alt boyutu ile aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Eğitim durumu ile BİYNE ölçeği karşı cinsle etkileşim alt boyutunda Cinsiyet, yaş, medeni durum, başka bir kronik hastalık varlığı ve eğitim durumu ile BİYNE ölçeği tüm alt boyut ve toplam puan arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: HD tedavisi alan bireylerde beden imgesinin yaşam niteliğine etkisinin önemli bir faktör olduğu görülmektedir.
INTRODUCTION: The purpose of this study is to determine the effect of the body image on quality of life in individuals undergoing hemodialysis (HD) treatment.
METHODS: The sample group of the study consisted of 133 individuals undergoing HD treatment. A questionnaire and the Scale of the Body Image Quality of Life Inventory (BIQLI) were used to collect data. Mann Whitney U, Kruskall Wallis test and descriptive statistics were used to assess the data. For the study, institutional permission, ethics committee approval.
RESULTS: 53 % of the individuals included in the study were male, their average age was 57.97±14.68 and 90.2% had a diagnostic duration of 1-5 years. There was a statistically significant difference between duration of diagnosis, dietary compliance, working status and the subscale “effect on behavior/attitude”, income level and the total score of the BIQLI Scale and its subscale “effect on daily life”, educational status and subscale “interaction with opposite sex” of the BIQLI Scale. No statistically significant difference was found between gender, age, marital status and existence of additional chronic disease and all the subscale and total scores of the BIQLI Scale.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was determined that the effect of BIQLI was an important factor in patients undergoing HD treatment.

11.
Cerrahi Kliniklerde Çalışan Hemşirelerin Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutumları ve Araştırma Kullanımında Algıladıkları Engeller
Attitude towards Evidence Based Nursing of Nurses Working in Surgical Clinics and Perceptions of Barriers to Using Research
Emel Yılmaz, Dilek Çeçen, Arzu Aslan, Havva Kara, Hülya Kızıl Togaç, Senan Mutlu
doi: 10.5222/HEAD.2018.235  Sayfalar 235 - 241
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutumları ve araştırma kullanımında algıladıkları engellerin belirlenmesi amacıyla yapıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu araştırmaya Nisan- Ağustos 2017 tarihleri arasında Türkiye'nin batı bölgesindeki üç hastanede cerrahi kliniklerinde çalışan 186 hemşire dahil edildi. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği (KDHYTÖ) ve Engeller Ölçeği (EÖ) kullanılarak toplandı. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis Testi ile değerlendirildi. Kruskal Wallis testine göre farklı grupların tespitinde çoklu karşılaştırma yöntemiyle farklılık yaratan gruplar tespit edildi.
BULGULAR: Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 33.94±6.96 yıl, %85.5’i kadın ve %62.9’u cerrahi servislerinde çalışmaktadır. Araştırma grubunun %40.3’ü kanıta dayalı uygulamaları kullanmaktadır. Hemşirelerin KDHYTÖ puan ortalaması 57.14 ± 8.27’dir, kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutumları pozitiftir. EÖ puan ortalaması ise 67.92±19.35’dir. Araştırma sonuçlarının kullanımındaki engellerin başında sırasıyla işyerinde araştırma okumak için yeterli zaman olmaması (%75.3) ve hemşirelik uygulamaları için yeterli imkân olmaması (%62.4) olarak saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Cerrahi hemşirelerinin kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutumları pozitif bulundu. Ancak hemşirelerin çoğunun kanıta dayalı uygulamalar konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığı, hemşirelik uygulamaları ile ilgili kanıtlara ulaşabileceği kaynakları bilmediği sonucuna varıldı.
INTRODUCTION: This study was conducted to investigate attitude towards evidence based nursing and perceptions of barriers to using research of nurses working in surgical clinics.
METHODS: This descriptive and cross-sectional study was conducted between April to August 2017. The study included 186 nurses who are working to three hospitals surgery clinics in the western of Turkey. The data were collected with the Personal Information Form, Attitude towards Evidence Based Nursing Questionnaire (AEBNQ) and The Barriers Scale (BS). Statistical analyses were performed using descriptive statistics, Mann Whitney U, Kruskal Walles test.
RESULTS: The mean age of the nurses were 33.94±6.96 years, 85.5% for women and 62.9% in surgical clinics. Usage evidence-based practice was 40.3%. The mean scores from the scales were: AEBNQ: 57.14±8.27, and BS: 67.92±19.35
When the barriers to the use of research results by nurses were examined, it was found that there was not enough time to read the research in the workplace (75.3%), not enough opportunity for nursing practices (62.4%).

DISCUSSION AND CONCLUSION: Surgical nurses' attitudes towards evidence-based nursing were positive. However, it was determined that the majority of the nurses did not have enough knowledge about evidence-based practices and did not know the resources they could reach the evidence about nursing practices.

DERLEME
12.
Antenatal Perineal Masaj Perineal Travmaları Azaltır mı? Sistematik Derleme
Does Antenatal Perineal Massage Decrease Perineal Traumas? A Systematic Review
Hanife Nurseven Şimşek, Nursen Bolsoy, Nurcan Çelik
doi: 10.5222/HEAD.2018.242  Sayfalar 242 - 247
Amaç: Bu çalışmanın amacı gebelikte yapılan perineal masajın, doğum eyleminde perineal travmalar üzerindeki etkilerini incelemektir.
Yöntem: Konuyla ilgili makalelere ulaşmak için antenatal, prenatal, perineal massage, perineal trauma anahtar kelimeleri kullanılarak “Pub-Med”, “Science Direct”, ve “Wiley Interscience” veri tabanlarında tarama yapıldı. Tarama sonucunda 505 makaleye ulaşıldı ve araştırma kapsamına konuyla ilgili 5 çalışma alındı.
Bulgular: Çalışmalar antenatal perineal masajın intakt perine oranlarını ve spontan vajinal doğumları arttırmada, epizyotomi oranlarını, 1. ve 2. derece laserasyonları ve müdahaleli doğumları azaltmada, 32. haftadan itibaren pelvik taban kas egzersizleriyle birlikte hergün düzenli olarak yapıldığında epidural kullanımını azaltmada ve doğumun 2. evresini kısaltmada etkili olduğunu göstermektedir.
Sonuç: Değerlendirmeye alınan tüm çalışmalarda antenatal perine masajının olumlu sonuçları olduğu görülmektedir. Obsterik sonuçların iyileştirilmesi için antenatal perineal masajın 32. gebelik haftasından itibaren düzenli olarak yapılması önerilmektedir. Bu sistematik derlemenin konu ile ilgili yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Aim: The aim of this study is to examine the effects of perineal massage during pregnancy on perineal traumas in childbirth process.
Methods: In order to reach the articles related to the topic, it was scanned the databases "Pub-Med", "Science Direct", and "Wiley Interscience", using antenatal, prenatal, perineal massage and perineal trauma keywords. It’s reached 505 articles and 5 study related with the context of this research are included.
Results: Studies indicate that antenatal perineal massage is effective on improving of intact perineal rates and of spontaneous vaginal deliveries; and on decreasing of episiotomy rates, of 1st and 2nd degree lacerations and of intervened deliveries; on reducing of using epidural and shortening of 2nd phase of delivery beginning from 32nd week with pelvic floor muscle exercises.
Conclusion: It’s observed that antenatal perineal massage have positive effects due to every assessed study. It’s recommended that antenatal perineal massage should be implemented regularly beginning from 32nd week of pregnancy to progress obstetric outcomes. It’s thought that this systematic review would contribute to the studies to be done on this topic.

13.
Türkiye’de Yapılan Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Doktora Tezlerinin İncelenmesi (1991-2015)
Surgical Nursing Doctorate Thesis in Turkey (1991-2015)
Yelda Candan Dönmez, Özlem Soyer Geçkil, Meryem Yavuz Van Giersbergen
doi: 10.5222/HEAD.2018.248  Sayfalar 248 - 255
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, Türkiye’de Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı’nda yapılan doktora tezlerinin özelliklerinin incelenmesi amacıyla planlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Tez Merkezi arşivinde kayıtlı olan doktora tezlerin incelendiği araştırmada, 1991–2015 yıllarına ait, 89 doktora tezi araştırma kapsamına alındı. Tezlere https: //tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/giris.jsp sayfasına girilerek, detaylı tarama motorunun anabilim dalı kısmına “Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği” ve tez türü kısmına “Doktora” anahtar kelimesi yazılarak online olarak ulaşıldı. Verilerin analizinde, içerik analizi ve sayısal analiz tekniği kullanıldı. İçerik analizinde, her bir doktora tezinin amacı analiz birimi olarak seçildi. Veriler dokuz sorudan oluşan soru formu kullanılarak toplandı.
BULGULAR: Çalışma kapsamına alınan tezlerin %48.4’ü 2011-2015 yılları arasında yapıldığı ve doktora tezlerinin %25.8’i Ege Üniversitesi Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı’nda yapıldığı belirlendi. Doktora tezlerinin %25.8’i Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda yürütülmüş olup %84.3’ünün örneklemini hastalar oluşturmuştur. Tezlerin %78.7’sinin tamamının erişilebilir olduğu, %87.6’sının tek aşamada yapıldığı, %12.4’ünün birden fazla aşamada yapıldığı, %31.5’inin deneysel araştırma niteliğinde olduğu saptandı. Tezlerin %64.1’inde veri toplama aracı olarak ölçek kullanıldığı ve %19.3’ünde Durumluluk-Sürekli Kaygı Envanteri en sık kullanılan ölçek olduğu belirlendi. Tezlerin amacı incelendiğinde, %30.3’ünde amaç bakım kalitesinin değerlendirilmesi olduğu belirlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Son on yılda yapılan doktora tezlerinin sayısının arttığı, deneysel araştırma niteliğinde tezlerin ön planda olduğu, tezlerde hemşireliğin temelinde yer alan bakımın kalitesini arttırmak amaçlandığı belirlendi.
INTRODUCTION: This study aims to determination of surgical nursing doctorate thesis in Turkey between 1991 and 2015.
METHODS: Doctorate thesis that were registered on Council of Higher Education (CoHE) Thessis Center were examined by researchers. 1991-2015 belonging to the year, 89 doctorate thesis were included in the research. The survey form consist of nine questions prepared in accordance with the concept derived from the data was used in collecting the data.
RESULTS: Half of the doctorate thesis were made between 2011 and 2015. Doctorate program was provided at 8 University Institute of Health Sciences. 25.8% of doctorate thesis belong to Ege University Department of Surgical Nursing. 25.8% of doctorate thesis were made in general surgical ward. The sample of 84.3% the doctorate thesis constitute from patients. 78.7% of doctorate thesis found to be accessible to all. 87.6% of doctorate thesis was made while at one stage, 12.4%. of doctorate thesis was made while at one more than stage. 31.5% of doctorate thesis was experimental research. 64.1% of doctorate thesis was used the scale as a data collection tool and 19.3% of doctorate thesis has been identified the most commonly used scale was State- Trait Anxiety Inventory. The aim of the thesis examined, 30.3% of doctorate thesis aim was to assess the quality of care.
DISCUSSION AND CONCLUSION: As a result of an increase in the doctorate thesis in the last ten years, the experimental of the thesis research is in the foreground, in the thesis is determined that aim to improve the quality of care.

14.
Yükseköğretimde Mentorluk Yetkinliği ve Faydaları
Mentoring Competency and Benefits in Higher Education
Hatice Çamveren, Fahriye Vatan
doi: 10.5222/HEAD.2018.256  Sayfalar 256 - 261
Modern çağla birlikte eğitim yönetiminde, denetiminde ve iş başında yetiştirme alanlarında anlamı ve önemi gitgide artan mentorluk, daha az deneyimli ya da bilgili danışanın kişisel ve mesleki gelişimi adına öğretmen, rol model, danışman gibi davranan daha bilgili ya da deneyimli mentor arasındaki kişisel bir ilişki olarak tanımlanmaktadır. Bu derleme çalışması, yükseköğretimde mentorluk yetkinliği kavramını ve rolünü, yükseköğretimde var olan mentorluk uygulamalarını gözden geçirmek amacıyla yapılmıştır. Dünyada birçok ülkede üniversitelerde formal mentorluk programı uygulandığı görülmektedir. Ülkemizde ise mentorluk, “danışmanlık” adı altında uygulanmaya çalışılmakta ve her öğrenciye danışman öğretim elemanı atanmaktadır. Öğrenciler ile danışmanları arasındaki ilişki danışmanlık kavramını da kapsayan mentorluk ilişkisi olmalıdır. Yapılan çalışmalar incelendiğinde, mentorluğun öğrenciler için akademik yükselme, liderlik gelişimleri, öğretim ve eğitim becerilerinin gelişimini, akademik toplum içerisine katılımını ve eğitimci rolüne uyumunun geliştirilmesi, kariyer gelişimlerinin devam etmesi ve nitelikli öğretim elemanlarının kuruma devamının sağlanmasında son derece önemli olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, yükseköğretim kalitesinin artması için öncelikle üniversitelerde mentorluk kültürünün yerleşmesi ve öğretim üyelerinin belirli mentorluk yetkinliklerine sahip olması gerektiği düşünülmektedir.
Mentoring that progressive meaning and importance with together modern ages in educational management, control and in job training field is to describe a personal relationship between client's who less experienced or knowledgeable on behalf of personal and professional development and mentor who more knowledgeable or experienced acting as consultant, the teachers, role model. This rewiev article performed to overview of the concept and the role of mentoring competency, the existing practices in higher education. Many countries’s universities shows that formal mentoring program implementation in the world. Mentoring in our country is trying to apply under the name of "consultants" and each student is assigned a faculty advisor. The relationship between students and their consultants should be mentoring relationship including consultancy concept. Studies of mentoring show the importance of was determined that academic advancement for students, leadership development, the development of training and teaching skills, included in the academic community and the development in orientation educator role, the continuation of the career development and qualified teaching staff retention. As a result, it is under consideration that the first in settling of mentoring culture into universities and then teaching staff must have certain mentoring competency for increase the quality of higher education.

15.
Laktasyon sürecini desteklemede tamamlayıcı tıp uygulamaları ve hemşirenin rolü
Complementary medicine in supporting the lactation process and the role of the nurse.
Zehra Kaya, Burcu Dişli, Gülay Rathfisch
doi: 10.5222/HEAD.2018.262  Sayfalar 262 - 268
Laktasyon süreci hem anne hem bebek açısından önemli bir dönemdir. Bu süreç, doğumdan önce, gebelikteki hormonlar ile birlikte oluşmaya başlar. Doğumla beraber süt üretiminin başlamasıyla birlikte laktasyon süreci başlar. Anne bu süreçten hem fizyolojik hem psikolojik olarak etkilenir. Anne bu süreçten olumlu etkilendiği gibi çevresel faktörlerden dolayı olumsuz da etkilenebilmektedir.
Meme sorunları sıklıkla kadınların laktasyon süreci boyunca karşılaştığı sorunların başında gelir. Bununla birlikte emzirme süreci de kesintiye uğrayabilir. Emzirmenin kesintiye uğraması hem anne hem bebek açısından olumsuz sonuçlara yol açabilir. Emzirme sürecindeki sorunların tedavisinde kimyasal ilaçların kullanımı sütün kalitesini etkileyebilir veya anne sütü ile bebeğe geçerek zarar verebilir. Bu bağlamda laktasyon döneminde kimyasal olmayan tamamlayıcı tıp uygulamaları emzirmenin desteklenmesi ve meme sorunlarının giderilmesine yardımcı olabilir. Yönetmelikte belirtilen roller çerçevesinde tamamlayıcı tıp uygulamalar buı alanda çalışan hemşirelerin bakım uygulamalarında yer alabilir. Bu derlemede, tamamlayıcı tıbbın laktasyon sürecinde emzirme ve emzirme sorunları üzerindeki etkisini içeren çalışmalar incelenerek emzirmenin sürdürülmesi ve desteklenmesinde, tamamlayıcı tıp uygulamalarının etkinlikleri ve hemşirenin rolü irdelendi.
Lactation process is an important period for both mother and infant. This process begins with hormones in pregnancy before birth. Lactation process begins with beginning of milk production with birth. The mother is affected both physiologically and psychologically by this process. The mother is positively affected by this process and can be adverseley affected by enviromental factors.
Breast problems are often the first problems faced by women during the lactation process. At the same time the breastfeeding process can be interrupted. İnterrupted breastfeeding can lead to adverse consenquence for both mother and infant. The use of chemical medicines in the treatment of problems during breastfeeding can affect the quality of the milk or can harm to infant by passing breastmilk. In this context, non- chemical complementary medical practices during the lactation period can help support breastfeeding and resolve breast problems. Complementary medical practices within the framework of the regulations specified in the Regulation may be included in the maintenance practices of nurses working in this area.
In this review, studies on the effects of breastfeeding and breastfeeding problems in the lactation process of complementary medicine were examined and the activities of complementary medicine and the role of the nurse maintenance and support of breastfeeding were examined.

16.
Postpartum dönemde yaşanan cinsel sağlık sorunları, ebe ve hemşirenin rolü
Sexual health problems of women in the postpartum period, role of midwife and nurse
Yasemin Başkaya, Hediye Karakoç, Nebahat Özerdoğan
doi: 10.5222/HEAD.2018.269  Sayfalar 269 - 274
Fizyolojik, hormonal, psikolojik ve sosyal birçok değişikliğin olduğu postpartum dönem, kadın hayatının her alanını olduğu gibi cinsel yaşamını da etkilemektedir. Bu etki çoğunlukla olumsuz olmakta ve kadınlarda sağlık yardımı alma gereksiniminin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Ancak kadınların çoğunluğu özellikle doğumdan sonraki ilk yıl içinde daha sık yaşadıkları cinsel fonksiyon şikayetlerini, herhangi bir yardım almaksızın geçiştirerek ya da kendileri çözmeye çalışarak, cinsel hayatlarını devam ettirme eğilimindedirler. Disparoni, vajinal kuruluk, pelvik taban disfonksiyonu, cinsel isteksizlik/libido kaybı bu dönemde yaşanan en önemli sorunların başında gelmektedir. Bu derleme makalesinde, kadınların postpartum dönemlerinde yaşadıkları cinsel sağlıkları ile ilgili sorunlar ve nedenleri literatür doğrultusunda gözden geçirilmiştir. Ayrıca, ebe ve hemşirelerin postpartum dönemde cinsel sağlık sorunları konusunda bilgilendirilmeleri ve bu süreçte nasıl rol almaları gerektiği üzerinde durulmuştur.
The postpartum period which consists of many changes including physiological, hormonal and social affects the sexual life as well as the other aspects of the women’s lives. These effects are mostly negative and may lead to the emergence of need for medical assistance. However, the majority of women continue the sexual life without asking any help or trying to solve by themselves the complaints experienced especially in the first year after giving birth. The most important problems are dyspareunia, vaginal dryness, pelvic floor dysfunction, loss of sexual desire /libido. In this review, the problems and causes which affect the women’s sexual health during the postpartum period were revised in line with the literature. In addition, it was emphasized that midwives and nurses should be informed about sexual health problems in the postpartum period and how they should take part in this process.



 
Copyright © 2019
Bu sitenin tüm hakları Koç Üniversitesi Hemşirelikte Eğitim ve Araştırma Dergisine aittir.