HEAD: 17 (2)
Cilt: 17  Sayı: 2 - 2020
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
İçindekiler
Contents

Sayfa II

3.
Editörden
Editorial

Sayfa III

4.
VKV
VKV

Sayfa IV

ARAŞTıRMA MAKALESI
5.
Primipar Annelerde Doğum Şekline Göre Postpartum Fiziksel Semptom Şiddeti ve Emzirme Davranışları
Postpartum Physical Symptom Severity and Breastfeeding Behaviour Of Primipar Mother According to Their Birth Type
Nuray Egelioğlu Cetişli, Sabiha Işık, Melike Kahveci, Aycan Hacılar
doi: 10.5222/HEAD.2020.68095  Sayfalar 98 - 103
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma primipar annelerin doğum şekline göre postpartum fiziksel semptom şiddeti ve emzirme davranışlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı ve karşılaştırmalı tipteki bu araştırma, Ocak-Haziran 2018 tarihleri arasında, İzmir’deki üç eğitim araştırma hastanesinin kadın doğum ve yenidoğan polikliniklerinde yürütülmüştür. İki grupta yürütülen araştırmaya vajinal yoldan (n=113) ve sezaryen ile (n=114) doğum yapan 227 anne dahil edilmiştir. Veriler Birey Tanıtım Formu, Postpartum Fiziksel Semptom Şiddeti Ölçeği ve LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği ile toplanmıştır.
BULGULAR: Sezaryen ile doğum yapan annelerin emzirme başarısının düşük olduğu ve postpartum dönemde fiziksel semptomları daha şiddetli yaşadıkları belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca hem vajinal hem de sezaryen ile doğum yapan annelerin postpartum dönemdeki yaşadıkları semptom şiddetinin artması ile emzirme başarısının azaldığı bulunmuştur (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hemşireler annelerin gebelikleri sırasında doğuma hazırlık sınıflarına katılımlarını arttırarak, vajinal doğum ve emzirmeye özendirmelidirler. Ayrıca sezaryen ile doğum yapan annelere postpartum dönemde yaşayabilecekleri semptomları dikkate alarak, emzirmelerine destek olarak hemşirelik bakımını planlamalıdırlar.
INTRODUCTION: The aim of this study was to determine postpartum physical symptoms severity and breastfeeding behavior of primipar mothers according to their birth type.
METHODS: This descriptive and comparative study was conducted through January – June 2018 in gynecology and new born policlinics of three training research hospital in Izmir. Study was conducted with 227 mothers in two groups that had normal vaginal birth (n=113) and caesarean birth (n=114). Data were collected by Individual Identification Form, Postpartum Physical Symptom Severity Scale and LATCH Breastfeeding Assessment Scale.
RESULTS: It was found that breastfeeding success of mothers that had caesarean birth was low and they had more severe physical symptoms in postpartum period (p<0.05). The correlation between mean score of LATCH and Postpartum Physical Symptom Severity Scale regarding the birth type was analyzed in the study and it was found in both groups that breastfeeding success was decreased as symptom severity in postpartum period increases (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Nurses should participate in childbirth education programs more and promote vaginal birth and breastfeeding. Also nurses should plan nursing care supporting breastfeeding, considering physical symptoms that mother might have in postpartum period.

6.
Çocuk Kliniklerinde Çalışan Hemşirelerin Girişimsel Ağrıyı Azaltmak İçin Kullandıkları Yöntemlerin İncelenmesi
Examining the Methods Used to Reduce the Interventional Pain by Nurses in Pediatric Clinics
Recep Kara, Hatice Bal Yılmaz
doi: 10.5222/HEAD.2020.13334  Sayfalar 104 - 111
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma, çocuk kliniklerinde çalışan hemşirelerin girişimsel ağrıyı azaltmak için kullandıkları yöntemlerin incelenmesi amacıyla yapılmış, tanımlayıcı bir araştırmadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, 1 Nisan 2016-30 Aralık 2016 tarihleri arasında İzmir iki üniversite ve iki büyük devlet hastanesinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini 217 pediatri hemşiresi oluşturmuştur.
BULGULAR: Araştırmaya katılan hemşirelerin %63.6’sının ağrı giderme yöntemleri ile ilgili bir eğitim almadığı ve çoğu hemşirenin eğitim almak istediği belirlenmiştir. Tüm ağrılı girişimlerde, ağrının giderilmesine yönelik en yüksek oranda kullanılan yöntemler; işlem öncesi bilgi vermek, ebeveyn katılımına izin vermek ve dokunma olarak bulunmuştur. Diğer girişimlerde kullanılan ağrı giderme yöntemleri incelendiğinde, flaster çıkarma işleminde oyuncak verme, kapiller kan alma, topuk kanı alma, venöz kan alma ve arteriyel kan alma işlemlerinde emzik verme/emzirme, periferal damar yolu açma işleminde uygulama sonrası ödül verme ve oyuncak verme, port iğne takılması/çıkarılması işleminde lokal anestezik uygulama, aspirasyon, üriner kateter takılması/çıkarılması ve ostomi bakımı işlemlerinde çevresel uyaranları azaltma yöntemi, intramüsküler (IM), subkutan (SC) ve intradermal (İD) enjeksiyon işlemlerinde ise nefes egzersizi yaptırma yöntemi sık uygulanan ağrı giderme yöntemleri olarak belirlenmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak farmakolojik olmayan ağrı giderme yöntemlerinin çeşitlendirilerek farmakolojik yöntemlerle birlikte klinik uygulamalara dahil edilmesi önerilmiştir.
INTRODUCTION: This descriptive study was aimed at investigating the methods used by nurses working in pediatric clinics to reduce invasive pain.
METHODS: The study was carried out between April 1, 2016 and December 30, 2016 at two university hospitals and two major state hospitals in İzmir. The study sample comprised 217 pediatric nurses.
RESULTS: Of the nurses participating in the study, 63.6% did not receive training on pain relief methods and most of them wanted to receive training on the issue.
In all painful interventions, the most frequently used methods to relieve pain are giving information before the intervention, allowing parents to stay with the child during the intervention and touching the child.
Among the pain relieving methods commonly used in other procedures are giving the child toys while the medicated plaster is removed, breastfeeding or using a pacifier during capillary blood collection, heel lance procedure, venous blood collection and arterial blood collection, giving rewards and/or toys after the insertion of peripheral venous catheters, administering local anesthetic during port needle insertion / removal, reduction of environmental stimuli during urinary catheter insertion / removal, and in ostomy care procedures, and carrying out breathing exercises during intramuscular (IM), subcutaneous (SC), and intradermal (ID) injections.

DISCUSSION AND CONCLUSION: In conclusion, it is recommended to include non-pharmacological pain relieving methods in clinical practices in addition to pharmacological methods.

7.
Primipar Gebelerin Doğum Şekli Tercihlerini Etkileyen Etmenlerin Belirlenmesi
Determination of the Factors Affecting the Birth Style Preferences of Primiparas
Emine Temizkan, Samiye Mete
doi: 10.5222/HEAD.2020.43179  Sayfalar 112 - 119
GİRİŞ ve AMAÇ: Araştırma, primipar gebelerin doğum şekli tercihlerini etkileyen etmenlerin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, Eylül 2017- Şubat 2018 tarihleri arasında Gazimağusa’daki bir kamu ve bir özel hastaneye başvuran 102 primipar gebe ile yürütülmüştür. Gebelerden yazılı onam alınmıştır. Veriler, Gebe Tanıtıcı Özellikler Formu, Obstetrik Öykü Formu ve Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği Doğum Korkusu ve Doğuma Hazır Oluş Alt Boyutları ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, ki-kare, ortalama, standart sapma, t-testi kullanılmış, p<0.05 anlamlılık düzeyi kabul edilmiştir.
BULGULAR: Gebelerin %76.5’inin vajinal doğumu tercih ettiğini ve %84.6’sı doğal olduğu için tercih ettiğini belirtmiştir. Sezaryen doğum tercih eden gebelerin %58.3’ünün doğum ve ağrıdan korktuğu için tercih ettikleri belirlenmiştir. Gebelerin yaş, eğitim, çalışma, ekonomik durum, ikamet edilen yer ve aile tiplerine göre doğum tercihleri arasında bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Gebelerin 38 hafta öncesine göre 38 hafta ve sonrasında sezaryen doğum tercihinin arttığı bulunmuştur (p=0.019). Gebeliği isteme, gebeliğin planlı olması, doğuma yönelik bilgi alma, bebeğin cinsiyeti ve hastane tercihlerine göre doğum tercihleri arasında fark saptanmamıştır (p>0.05). Doğum korkusunun doğum şekli tercih etmede etkili olduğu (p=0.000), doğuma hazır oluşun ise etkili olmadığı (p=0.953) bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Gebelere 38. gebelik haftasından önce, doğum şekli tercih nedenleri göz önünde tutulup, doğum korkusunu azaltacak girişimler uygulanarak, vajinal doğum tercih etmeleri sağlanabilir.
INTRODUCTION: The research was conducted to determine the factors affecting the birth type preferences of primiparous pregnancies.
METHODS: The study was conducted with 102 primiparous pregnant women who admitted to a public and private hospital in Famagusta between September 2017- February 2018. Written consents of pregnants were obtained for the study. The data were collected with Pregnancy Introducing Features Form and Obstetric Story Form and the Prenatal Self Evaluation Questionnaire Fear of Birth Subscale and Birth Preparedness Subscale. Frequency, chi-square, mean, standard deviation, t-test were used in the evaluation of the data. Significance level is assumed as p<0.05.
RESULTS: It was found that 76.5% of pregnant women prefer vaginal birth and 23.5% prefer cesarean delivery. 84.6% of pregnants preferred vaginal birth because of it’ s natural, 58.3% of pregnants preferred cesarean delivery because of they afraid of birth and pain. There wasn’ t statistically a significant difference between birth preferences according to age, education, working status, place of residence and family type of pregnant women (p>0.05). When gestational weeks were examined, 38 week and after pregnants were prefered more cesarean birth than 38 weeks before pregnants (p=0.019). It was determined that there was no difference between birth preference according to pregnancy demand, planning of pregnancy, obtaining birth-oriented information, gender of the baby and preferences of hospitals (p>0.05). It was found that birth fear was effective in determining birth preference (p=0.000) and birth preparedness wasn’t effective (p=0.953).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Attempts which reducing fear of birth, should applied before 38th week pregnancy to ensure vaginal birth preference. When planning these initiatives, women's preferences for birth type should be considered.

8.
Hemşirelik Öğrencilerinde Bilgi Okuryazarlığı ile Bireysel Yenilikçilik Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Relationship Between Information Literacy and Individual Innovativeness among Nursing Students
Nurten Özen, Bilge Bal Özkaptan, İmatullah Akyar, Füsun Terzioğlu
doi: 10.5222/HEAD.2020.66742  Sayfalar 120 - 127
GİRİŞ ve AMAÇ: Araştırmanın amacı, hemşirelik öğrencilerinde bilgi okuryazarlığı ile bireysel yenilikçilik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı tipteki bu araştırma, Eylül-Kasım 2018 tarihleri arasında iki üniversitede lisans eğitimi gören hemşirelik öğrencileri ile yürütüldü. Verilerin toplanmasında; ‘Tanıtıcı Bilgiler Formu’, ‘Bilgi Okuryazarlık Ölçeği’ ve ‘Bireysel Yenilikçilik Ölçeği’ kullanıldı. Veriler, frekans dağılımı, ortalama±standart sapma, medyan, çeyrekler arası aralık, yüzdelik sayılar kullanılarak değerlendirildi. Karşılaştırmalar ‘Mann-Whitney U Testi’, ‘Kruskal-Wallis Testi’, ‘Bonferroni Düzeltmeli Mann-Whitney U Testi’ ve Spearman korelasyon analizi ile yapıldı.
BULGULAR: Araştırma 248 öğrenci ile tamamlandı. Katılımcıların %39.1’i bilgi okuryazarlığı kavramını daha önce duymuş olup; %41.1’inin öncü, %40.3’ünün ise sorgulayıcı olduğu belirlendi. Öğrencilerin bilgi okuryazarlık ölçeği toplam puan ortalaması 22-26 yaş grubunda olanlarda, internette geçirilen süre 3 saat ve altında olanlarda, kendine ait bilgisayarı olanlarda, hemşirelikte yeni buluş/fikirler üretme konusunda girişimde bulunanlarda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p<0.05). Meslekle ilgili yenilikleri takip eden öğrencilerin bireysel yenilikçilik ölçeği toplam puan ortalamasının takip etmeyenlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Öğrencilerin bilgi okuryazarlığı ölçek toplam puanı ile bireysel yenilikçilik ölçeği toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde ve zayıf bir ilişki bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Öğrencilerin bilgi okuryazarlığı ile bireysel yenilikçilik düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu; çoğunluğunun bireysel yenilikçilik düzeyinin “öncü” olduğu ve bilgi okuryazarlığının da ‘zorlanmıyorum’ seviyesinde olduğu görüldü.
INTRODUCTION: The aim of study is to investigate the relationship between information literacy and individual innovativeness among nursing students.
METHODS: This descriptive study, conducted in two bachelor degree nursing schools, between the dates September-November 2018. Data was obtained via data sheet, “Information Literacy Scale” and “Individual Innovativeness Scale”. Descriptive data was presented with frequency, mean±standard deviation, interquartile range, and percentage. Mann-Whitney U Test, Kruskal-Wallis Test, Bonferroni Corrected Mann-Whitney U Test and Spearman’s correlation.
RESULTS: The study was completed with 248 students. Mean age of students was 21.34±1.56 years. The level of individual innovativeness was as 41.1% early adopters and 40.3% interrogators. Information literacy scale scores was significantly higher in students aged between 22-26 years, spending 3 or more hours with internet surfing, had own computers, reported attempts to generate ideas/inventions for nursing. Students be up to date about innovation and changes in nursing profession had higher innovativeness scale score than the other group. Significant positive weak correlation was found between information literacy and individual innovativeness.
DISCUSSION AND CONCLUSION: There is significant relationship between information literacy and individual innovativeness, the majority of the students have a level of innovativeness as “early adopters” and was “unconstrained” level of information literacy.

9.
Damar İçi Enjeksiyon Uygulamalarında Hemşirelerin Konnektör Kullanım Memnuniyeti
Nurses’ Satisfactıon Of Connectors Used in Intravenous Therapy
Betül Güven, Tuba Şengül, Ayşe Ferda Ocakçı
doi: 10.5222/HEAD.2020.24865  Sayfalar 128 - 132
GİRİŞ ve AMAÇ: İntravenöz konnektörler intralüminal sıvı yolunun kapı bekçileridir ve klinik alanlarda hemşireler tarafından sıklıkla kullanılmaktadır. Bu çalışmada damar içi enjeksiyon uygulamalarında hemşirelerin konnektör kullanım memnuniyetini belirlemek amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışma Ocak-Mayıs 2016 tarihleri arasında İstanbul ili sınırları içinde, bir eğitim ve araştırma hastanesinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini genel cerrahi, reanimasyon yoğun bakım ve ayaktan kemoterapi ünitelerinde çalışan 80 hemşire/ebeler oluşturmaktadır. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu ve Memnuniyet Skalası ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson Ki-Kare testi t ve tek yönlü varyans analizi (Anova) kullanılmıştır.
BULGULAR: Çalışanların %65’i konnektör kullanımı ve %61.3’ü katater ilişkili enfeksiyonlar konusunda kurumlarında herhangi bir eğitim almadıklarını belirtmişlerdir. Çalışanların konnektör kullanımı konusunda memnuniyet puan ortalaması (0-10 derecelik görsel analog skalaya göre) 6.45±3.12 olarak saptanmıştır. Konnektörün kullanımını kolay bulma durumuna göre konnektör memnuniyeti puanları arasında anlamlı bir farkın olduğu belirlenmiştir (p<0.01).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Kateter ilişkili enfeksiyonların kontrolü dünya çapında öncelikli bir konudur. Hemşirelerin konnektör kullanımı konusunda eğitimi ve konnektör memnuniyeti, kullanıma uyumu iyileştirerek enfeksiyonların önlenmesine katkı sağlayabilir.
INTRODUCTION: The intravenous connectors are the gatekeeper of the intraluminal fluid pathway and frequently used by nurses in clinical areas. This study aimed to determine the use connector satisfaction of nurses in application of intravenous therapy.
METHODS: This descriptive study was conducted between January-May 2016 in a training and research hospital in Istanbul. The sample of the study was consisted of 80 nurses/midwives working in general surgery unit, reanimation intensive care unit and outpatient chemotherapy unit. The data were collected by the Personal Information Form and Satisfaction Scale. Descriptive statistics, Pearson's chi-square test and one-way analysis of variance (Anova) were used to analyze the data.
RESULTS: Of the total, 65% of the participants stated that they had not received any training in their institutions regarding using connectors and 61.3% of them reported receiving no training about catheter-related infections. Participant satisfaction score on the use of the connector (according to the 0-10 degree visual analog scale) was 6.45±3.12. It was determined that there was a significant relationship between the connector satisfaction scores and easy use of the connectors (p <0.01).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Control of catheter-related infections is a priority worldwide. Nurse training in the use of connectors and connector satisfaction can contribute to the prevention of infections by improving adherence to its use.

10.
Yenidoğan Hemşirelerinin Toplu Bakıma Yönelik Bilgi Düzeyleri ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi
Determination of Neonatal Nurses Knowledge Level About Clustered Care and Influencing Factors
Sibel Serap Ceylan, Türkan Turan, Çiğdem Erdoğan
doi: 10.5222/HEAD.2020.31032  Sayfalar 133 - 138
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmanın amacı yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin toplu bakıma yönelik bilgi düzeyleri ve etkileyen faktörleri belirlemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 93 yenidoğan hemşiresi dahil edilmiştir. Çalışma verileri hemşirelerin tanıtıcı özellikler formu ve literatür doğrultusunda oluşturulan “yenidoğan hemşirelerinin toplu bakıma yönelik bilgi düzeyi formu” ile toplanmıştır.
BULGULAR: Hemşirelerin % 67.7’si yenidoğan yoğun bakıma yönelik eğitim, %21.5’i yenidoğanın bireyselleştirilmiş gelişimsel bakımı ile ilgili eğitim almıştır. Bireyselleştirilmiş gelişimsel bakım ve yenidoğan yoğun bakım ile ilgili eğitim almış hemşirelerin toplu bakıma yönelik bilgi düzeyi puanları istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır. Hemşirelerin eğitim seviyesi ve YYBܒde çalışma süresi arttıkça bilgi düzeyi puanları da yüksek çıkmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak hemşirelerin eğitim seviyesi, YYBÜ de çalışma süresi, yenidoğan yoğun bakım ve gelişimsel bakıma yönelik eğitim alma durumu toplu bakıma yönelik bilgi düzeylerini etkilediği görülmüştür. Hemşirelere yapılan eğitimlerle toplu bakıma yönelik bilgilerinin artacağı düşünülmektedir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to determine the nurses, who are working in neonatal intensive care, knowledge about clustered care and the influencing factors.
METHODS: 93 neonatal nurses were included in the study. Study data were collected with demographic form and "knowledge level form of neonatal nurse for clustered care" created in accordance with the literature.
RESULTS: 67.7% of nurses were trained for neonatal intensive care and 21.5% of nurses have received training on individualized care of the newborn. Nurses knowledge score for the clustered care, have received training on intensive care and individualized developmental care, was statistically significant. Nurses' level of education and working time in NICU have increased the level of knowledge of scores also increased.
DISCUSSION AND CONCLUSION: As a result education level, working time in NICU, education about neonatal intensive care and individualized developmental care affect the level of knowledge for clustered care. Nurse training will be made to improve information for the clustered care.

11.
Hemşirelik Eğitiminde Simülasyonun Kullanılması: Türkiye’de Lisansüstü Tezler Üzerine Bir İnceleme
Using Simulation in Nursing Education: A Review on Postgraduate Theses in Turkey
Ayse Akalin, Sevi&775;l Şahi&775;n
doi: 10.5222/HEAD.2020.37074  Sayfalar 139 - 147
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, Türkiye’de hemşirelik eğitiminde simülasyonun kullanımını değerlendiren lisansüstü tezlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmanın evrenini Nisan-Mayıs 2019 tarihlerinde “simülasyon”, “standart hasta”, “simülatör” ve “senaryo” anahtar kelimeleri kullanılarak “Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi” veri tabanında taranan çalışmalar oluşturmuştur. İncelemede tarih aralığı verilmeden hemşirelik anabilim dallarında yapılan ve simülasyonun kullanılmasını değerlendiren yüksek lisans ve doktora tezlerinin tümü seçilmiştir. Bu tezlerden araştırma kriterlerini karşılayan 18 doktora ve 10 yüksek lisans tezi çalışma kapsamına alınmıştır. Verilerin analizinde tezlerin türü, yılı, amacı, alanı, örneklem özellikleri ve büyüklüğü, veri toplama araçları ve yöntemi, ve sonuçları özetlenmiştir.
BULGULAR: Hemşirelik eğitiminde simülasyonun kullanıldığı lisansüstü tezlerinin sayısının son 5 yılda hızla arttığı (%92.9) görülmüştür. Ayrıca, lisansüstü tezlerin çoğunlukla hemşirelik esasları (%50.0) ve kadın doğum hemşireliği (%21.4) anabilim dallarında yürütüldüğü, yarıdan fazlasının (%64.3) deneysel/yarı deneysel tasarımlı çalışma olduğu, çoğunluğunun (%85.7) örneklem grubunu hemşirelik öğrencilerinin oluşturduğu ve simülasyonun çoğunlukla (%35.7) “bilişsel (bilgi), duyuşsal (tutum ve davranışlar) psikomotor (beceri) alana etkisi”nin birlikte incelendiği belirlenmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Simülasyonun, hemşirelik eğitiminde kullanılması son 5 yılda yaygın olmakla birlikte yeterli düzeyde değildir. Bu kapsamda, simülasyona dayalı eğitimin yaygınlaştırılması ve kanıt sağlanması amacıyla daha fazla randomize kontrollü müdahale çalışmaların yapılması önerilmektedir.
INTRODUCTION: This study was performed to investigate of the postgraduate thesis that evaluated the use of simulation in nursing education in Turkey.
METHODS: Study population consisted studies which were review in the databases “National Thesis Center of the Council of Higher Education” using the keywords “simulation”, “standard patient” “simulator”, and “scenario” in April-May 2019. In the review, master’s theses and doctoral dissertations without the date range evaluated the use of simulation in nursing education were chosen for examinations. 10 master’s theses and 18 doctoral dissertations meeting criteria of the research from this thesis were included in the sample. In the analysis of the data, the type of the thesis, year, aim, department, characteristics and size of sample, data collection tools and method, findings and results were summarized
RESULTS: The number of postgraduate thesis using of simulation in nursing education has increased rapidly (92.9%) in the last 5 years. In addition, it was determined that postgraduate theses were mostly carried out in fundamental nursing (50.0%) and obstetrics and gynecology nursing departments (21.4%), more than half of them were experimental/quasi-experimental design study (64.3%),sample of most of them were composed of nursing students (85.7%) and mostly (35.7%) examined together with effect on “cognitive (knowledge), affective (attitudes and behaviors) and psychomotor (skills) domains of learning”.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The use of simulation in nursing education is increased in the last 5 years, but not at a sufficient level. In this context, it is suggested to commonize of simulation-based education and to conduct further randomized controlled intervention study to provide evidence.

12.
Üniversite Öğrencilerinde Dismenore Yaşama Durumu ve Kişilik Özellikleri Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi
Evaluation of the Relationship Between Dismenorrhea and Personality Traits in University Students
Nurdilan Şener, Sermin Timur Taşhan
doi: 10.5222/HEAD.2020.46667  Sayfalar 148 - 154
GİRİŞ ve AMAÇ: Amaç: Araştırma üniversite öğrencilerinde dismenore yaşama durumu ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Yöntem: Araştırma kesitsel tiptedir. Araştırmanın evrenini bir devlet üniversitesinin fakülte ve yüksekokullarında normal öğretimde öğrenim gören 2426 kız öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini yapılan güç analizine göre belirlenen 772 kız öğrenci oluşturmuştur. Veriler Katılımcı Tanıtım Formu ve Cervantes Kişilik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, Ki Kare, bağımsız gruplarda t testi, pearson kolelasyon testi ve Cranbach Alfa güvenilirlik testi kullanılmıştır.
BULGULAR: Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin %85’inin dismenore yaşadığı belirlenmiştir. Araştırmada 19-25 yaş grubu öğrencilerin 18 ve altı yaş grubu öğrencilerden daha fazla dismenore yaşadıkları saptanmıştır (p<0.05). Ayrıca öğrencilerin duygusal dengeden nörotizme doğru ve tutarsız kişilik özeliğinden tutarlı kişilik özelliğine doğru gidildikçe dismenore yaşama durumunun arttığı saptanmıştır (p <0.05).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç: Araştırmada öğrencilerin çoğunluğunun dismenore yaşadığı ve duygusal olarak nörotik ve tutarlı kişilerde dismenorenin daha fazla görüldüğü bulunmuştur. Sağlık personelinin bu kadar yaygın görülen bu problemin çözümünde kişilik özelliklerinin de dismenoreyi etkileyen bir faktör olduğunu bilerek kadınları bütüncül olarak ele alması önerilmektedir.

INTRODUCTION: Aim: The aim of this study was to evaluate the relationship between dysmenorrhea living status and personality traits in university students.
METHODS: Methods: The research was cross-sectional.study’s. The study's universe consists of 2426 female students. The sample of the study is composed of 772 students. The sample of the study consisted of 772 students by determining via power analysis. Participant Presentation Form Cervantes Personality Scale were used in the data collection Arithmetic mean, standard deviation, Chi square, indipendant simple t test, pearson correlation test and. Cronbach Alpha reliability analysis test were used in the evaluation of the data.
RESULTS: Results: It was determined that 85% of the students who participated in the study experienced dysmenorrhea. In the study, it was found that 19-25 age group students had more dysmenorrhea than 18 and under age group students. In addition, it was found that as students move from emotional balance to neuroticism and from inconsistent personality trait to consistent personality trait, dysmenorrhea living status increases (p = 0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Conclusion: The study found that the majority of students experienced dysmenorrhea and dysmenorrhea was more prevalent in emotionally neurotic and coherent individuals. It is suggested that the health staff should aproach to women in a holistic way by knowing that personality traits are a factor affecting by dysmenorrhea.

13.
Bilgi, Güven ve Bağlılık Boyutunda Hastaların Hemşirelik Bakım Davranışı Algıları
Patients’ Perceptions of Knowledge, Trust, and Connectedness in Nurses’ Caring Behaviors
Fatma Dursun Ergezen, Semiha Aslı Bozkurt, Havva Dinçer, Emine Kol
doi: 10.5222/HEAD.2020.24650  Sayfalar 155 - 161
GİRİŞ ve AMAÇ: Bakım davranışları, hemşirelerin hastaya karşı ilgisini, güvenini, kaygısını ileten, hastanın yanında olmayı ve onun için bir şeyler yapmayı içeren eylem, davranış ve tutumlar olarak ifade edilmektedir. Araştırma, bir üniversite hastanesinde yatan hastaların hemşire bakım davranışlarına yönelik algılarının incelenmesi amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma bir üniversite hastanesinin iç hastalıkları ve cerrahi kliniklerde yatan 455 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri “Hasta Tanıtım Formu” ve “Bakım Davranışları Ölçeği-24” ile toplanmıştır.
BULGULAR: Araştırmaya %53’ü cerrahi kliniklerde, %47’si iç hastalıkları kliniklerinde tedavi edilmekte olan hastalar dahil edilmiştir. Hastaların yaş ortalamaları 51.54±16.22 ve hastanede kalış süreleri ortalama 8.98±11.55 gün bulunmuştur. Bakım Davranışı Ölçeği-24 toplam puan ortalaması 5.22±0.78 olarak elde edilmiştir. Hastalar, “Bilgi-Beceri” alt boyutunda yer alan ifadeleri yüksek puanlarken (5.45±0.73), “Bağlılık” (5.02±1.00) ve “Saygılı Olma” (5.04±0.95) alt boyutunda yer alan maddeleri daha düşük puanla değerlendirmişlerdir. Hastanın cinsiyeti, eğitim düzeyi, meslek türü, hastaneye yatış sayısının ölçek puan ortalamasında istatistiksel farklılık oluşturmadığı (p>0.05), refakatçi durumu ve hastaneyi tercih sebebinin istatistiksel olarak anlamlı farklılık oluşturduğu belirlenmiştir (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırma sonucunda hastaların hemşire bakım davranışına yönelik algılarının olumlu olduğu belirlenmiştir. Özellikle hastaların, bakımın teknik yönü ve güven boyutundaki bakım davranışlarına yönelik algıları olumlu bulunmuştur. Araştırma hemşirelerin bakım davranışına yönelik farkındalığını artırabilir ve hastaların beklentileri doğrultusunda düşünmeyi sağlayabilir. Araştırma hemşirelik bakımının kalitesini artırmada hastaların önemsediği alanlara yönelik girişimlerin planlanmasında yardımcı olabilir.
INTRODUCTION: Caring behaviors can be defined by a nurse’s actions, behaviors, and attitudes, all of which include his/her interest, trust, concern, and ability to be with patients and provide care for them. This research is conducted to examine the perceptions of nurse’s caring behaviors of the patient in a university hospital.
METHODS: This study was conducted with 455 patients that were hospitalized in medical and surgical clinics. All data were collected with a “Patient Identification Form” and a “Caring Behaviors Inventory Scale-24”.
RESULTS: In this study, 53% of the patients were treated in surgical clinics and 47% in medical clinics. The mean age of the patients was 51.54±16.22 and the mean duration of hospital stay was 8.98±11.55. The total “Caring Behaviors Inventory-24” score average was 5.22±0.78. The patients assess the items with high scores in the sub-dimensions “Knowledge and Skill” (5.45±0.73), while they assess with lower scores in the sub-dimensions “Connectedness” (5.02±1.00) and “Respectful” (5.04±0.95). There were no significant differences between patients treated according to admitted clinic (p<0.05) in terms of mean scale scores regarding patient sex, education level, occupation, residence, or number of hospitalization. However, there were significant differences in the presence of family caregiver during the hospital stay and reason for choosing the hospital (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: As a result of the research, it was determined that the perceptions of the patients about nursing caring behavior were positive. In particular, the patients' perceptions of the technical feature of care and the care behaviors in the connectedness dimension were positive. The research can increase the awareness of nurses about caring behavior and provide thinking in line with the expectations of the patients. Research can help in planning interventions for areas that patients care about in improving the quality of nursing care.

14.
Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğrencilerinde Abdominal Obezite Sıklığı ve Yeme Farkındalık Düzeyleri
Frequency of Abdominal Obesity and Eating Awareness Levels in Health Science Students
Hilal Barışkan, Azime Karakoç Kumsar
doi: 10.5222/HEAD.2020.44452  Sayfalar 162 - 169
GİRİŞ ve AMAÇ: Araştırma, sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinde abdominal obezite sıklığının ve yeme farkındalık düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tasarımda gerçekleştirilen araştırmaya 972 öğrenci katılmıştır. Veriler, Öğrenci Tanılama Formu ve Yeme Farkındalığı Ölçeği ile toplanmıştır. İstatistiksel değerlendirmede Student-t testi, tek yönlü ANOVA, Pearson Korelasyon Analizi ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Sonuçlar p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi.
BULGULAR: Öğrencilerde bel çevresi ölçümüne göre abdominal obezite sıklığı %20.9 olup, bu oran kadınlarda %14.0, erkeklerde ise %57.7 olarak belirlendi. Öğrencilerin yeme farkındalıkları yüksek düzey olarak saptandı. Öğrencilerin en yüksek puan alınan ölçek alt boyutu ”yeme kontrolü” iken, en düşük puan alınan alt boyut ise “yeme disiplini” olarak belirlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Öğrencilerde abdominal obezite sıklığının düşük düzeyde ve yeme farkındalıklarının yüksek düzeyde olduğu; abdominal obezite varlığı ile yeme farkındalık düzeyinin ilişkili olmadığı belirlenmiştir.


INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the frequency of abdominal obesity and the level of eating awareness in students studying at the Faculty of Health Sciences.
METHODS: The sample of the research conducted in descriptive, cross-sectional and interrelated design was composed of 972 students. The data of the study were collected with Student Diagnostic Form, Mindful Eating Questionnaire(MEQ) and a tape measure. Descriptive statistical methods (mean, standard deviation, frequency, percentage) as well as Student-t Test, One-Way ANOVA, Tukey HSD Post-hoc test, Pearson Correlation Analysis were used to evaluate the data. Results were evaluated at p <0.05 significance level.
RESULTS: According to the waist circumference measurement, abdominal obesity frequency is 20.9%. The frequency of abdominal obesity was determined as 14% in females and 57.7% in males. Student’s eating awareness MEQ was found to be high with an average score of 97.63 ± 13.26. While the subscale of the students with the highest score was 'eating control', the lowest score was determined as 'eating discipline'.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Low frequency of abdominal obesity in students and students have high eating awareness levels. The waist circumference values of students do not affect the level of eating awareness

DERLEME
15.
Türkiye’de Hemşirelikte Model Kullanılarak Yapılan Lisansüstü Çalışmaların İncelenmesi: Sistematik Derleme
The Examination of The Graduate Studies Performed by Using The Theory And Model in The Nursing Field at Turkey: A Systematic Review
Gül Şahin, Cevahir İlkim Buldak, Vildan Kaya, Gülten Güvenç, Emine İyigün
doi: 10.5222/HEAD.2020.60320  Sayfalar 170 - 179
Amaç: Bu sistematik derleme, Türkiye’de hemşirelik alanında kuram/model kullanılarak 1995-2017 yılları arasında yapılan lisansüstü tezlerin gözden geçirilmesi ve elde edilen verilerin sistematik biçimde incelenmesi amacıyla yapılmıştır.
Yöntem: Tanımlayıcı olarak planlanan bu araştırmada, Ulusal Tez Merkezine kayıtlı tezler, 25 Nisan-15 Mayıs 2018 tarihleri arasında taranmıştır. Tarama, Türkçe dilinde, hemşirelik konusunda ‟model’’ ‟kuram’’ ‟teori” anahtar kelimeleri kullanılarak yapılmıştır. Veri tabanına kayıtlı 184 teze ulaşılmıştır. Dahil edilme kriterlerine uyan 123 tez çalışmaya dahil edilmiş olup, kuram/model, çalışma yılı, örneklem, yöntem, araştırma türü yönünden incelenmiştir.
Bulgular: Türkiye’de hemşirelik alanında kuram/model kullanılarak yapılan, Ulusal Tez Merkezine kayıtlı tezlerin incelenmesi sonucu 78 tezde kuram/model kullanıldığı saptanmıştır. Tezlerin %11.5’i yüksek lisans, %88.5’i doktora tezidir, %57.7’si yarı deneysel, %26.9’u deneysel araştırma tipindedir. Tezlerin örneklem gruplarına bakıldığında; %60.3’ü hastalarla, %11.5’i sağlıklı kadınlarla yapılmıştır. Kullanılan kuram/modele bakıldığında ise; %14.1’i Roy Adaptasyon Modelini, %12.8’i Sağlığı Geliştirme Modelini, %7.7’si Sağlık İnanç Modelini, %6.4’ü Watson Bakım Modelini, %6.4’ü Öz Bakım Eksikliği Modelini, %5.1’si Neuman Sistemler Modelini kullanmıştır.
Sonuç: Hemşirelikte kuram ve modellerin kullanılması, hemşirelik bakımının kalitesini yükseltmede önemlidir. Ülkemizde 1995-2017 yılları arasından en sık kullanılan model, Roy Adaptasyon Modeli’dir. Kuram/model kullanımı 2008-2012 yılları arasında yaygınlaşmasına rağmen, günümüzde kullanımı sınırlıdır. Kuram/modelin bakıma olumlu katkısı nedeniyle, kullanımının yaygınlaştırılması ve desteklenmesi önerilmektedir.
Aim: The purpose of this systematic review is the revision of graduate thesis written between the years 1995-2017 using the theory or model of nursing in Turkey and the obtained data was performed in order to examine in a systematic way.
Method: In this descriptive study, theses registered to the National Center for Theses were screened between 25 April to 15 May 2018. The screening was conducted in Turkish using the keywords "model", "theory" and “idea" in nursing. 184 theses registered in the database have been reached. 123 theses matching the inclusion criteria were included in the study. Theses that meet the inclusion criteria was investigated of year of study, sample, method, type of research.
Results: The field of nursing theory/model using the National Center for Theses result of the examination of the registered 78 theses in theory/model it was used in Turkey. 11.5% of theses are masters, 88.5% are doctoral theses, 57.7% are quasi-experimental and 26.9% are experimental research type. When sample groups of theses are examined; 60.3% were with patients and 11.5% were with healthy women. When considering the theory/model used; 14.1% used the Roy Adaptation Model, 12.8% used the Milking Improvement Model, 7.7% Health Belief Model, 6.4% used the Watson Maintenance Model, 6.4% used the Self Maintenance Missing Model, and 5.1% used the Neuman Systems Model.
Conclusion: The use of theories and models in nursing is important to improve the quality of nursing care. In our country, the most widely used theory/model is Roy Adaptation Model between 1995-2017 years. Although the use of theory/model is widespread between 2008 and 2012, its use today is limited. It is suggested that the support and dissemination of theory/model based nursing researches should be more widely used because of positive contribution of nursing care.

16.
Doğum Korkusu Yönetiminde İnsan Bakım Kuramı’na Temelli Psikoeğitim Programı ve Ön Uygulama Sonuçları
Psychoeducation Programme and Pre-Application Results Based on Human Caring Theory at Fear of Birth Management
İlkay Boz, Mehtap Akgün
doi: 10.5222/HEAD.2020.92300  Sayfalar 180 - 186
Doğum korkusu, doğumdan önce, sırasında ve sonrasında doğuma ilişkin yaşanan korku olarak tanımlanmaktadır. Doğum korkusunun yönetiminde yönelim daha çok doğum ağrısına yöneliktir. Ancak doğum korkusunun sadece doğum ağrısı ile ilişkili olmadığı, önceki doğum şekli, depresyon, karar çatışması, düşük sosyal destek ve bilgi düzeyinin doğum korkusu ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Hemşirelerin doğum korkusunu azaltmaya yönelik kullanabileceği yaklaşımlardan biri olan psikoeğitimin ülkemizde kullanılmadığı ve hemşirelik kuramına temelli bir programın mevcut olmadığı görülmüştür. Bu çalışmanın amacı “Doğum Korkusu Yönetiminde İnsan Bakım Kuramı’na Temelli Psikoeğitim Programı”’nı ve ön uygulama sonuçlarını paylaşmaktır. Program, iyileştirici süreçlere temellendirilerek 20. gestasyonel haftadan itibaren uygulanmak üzere beş oturumda tasarlanmıştır. Programın ön uygulaması yedi kadın ile gerçekleştirilmiştir. Ön uygulama sonunda kadınların doğum korkusunun azaldığı ve doğum şekli tercihlerinin vaginal doğum olduğu saptanmıştır. Ülkemizde obstetrik bakımın kalitesinin arttırılmasında, hemşirelik bakımının geliştirilmesinde, kadınların desteklenmesi ve doğum şekillerinin vaginal doğuma yönelik olarak iyileştirilmesinde önemli bir program olacağı tahmin edilmektedir. Doğum korkusu yönetiminde İnsan Bakım Kuramı’na Temelli Psikoeğitim programının farklı gruplarda denenmesi, sonuçlarının deneysel ve nitel çalışmalarla incelenmesi önerilmektedir.
Fear of birth is defined as fear related to before, during and after birth. In the management of fear of birth, tendency is more towards birth pain. However, previous birth type, depression, decision conflict, low social support and knowledge level are associated with fear of birth. Psychoeducation, one of the approaches that nurses can use to reduce the fear of birth has not been used in our country and there is no programme based on nursing theory. The aim of this study is to share the "Psychoeducation Programme Based on Human Caring Theory in Fear of Birth Management" and its the preliminary results. Programme was designed in five sessions to be implemented from the 20th gestational week on the basis of caring-healing modalities. The programme was implemented with seven women. As the results of the programme, the fear of birth decreased and the birth preference was vaginal birth. In our country, it is estimated to be useful programme that increasing the quality of obstetric care, improvement of nursing care, support of women and improving birth type towards vaginal birth. It is suggested that psychoeducation programme be tested in different pregnant groups and should be examined by experimental and qualitative studies.

17.
Yanıklı Hasta Bakımında Güncel Rehberlerin Önerileri
Recommendations of The Current Guidelines For Burn Care
Nazife Gamze Özer Özlü, Fatma Vural
doi: 10.5222/HEAD.2020.07088  Sayfalar 187 - 193
Yanık, hastaneye yatış gerektirmekte olup yıllarca devam eden rehabilitasyon sürecini içermektedir. Rehabilitasyon süreci yanık hastasının hayatta kalması kadar önemli olmakla birlikte uzun, yorucu ve zorlu bir süreçtir. Bu nedenle hastanın yanık nedeniyle sağlık kuruluşuna başvurulduğu andan itibaren tedavi ve bakım süreci başlamaktadır. Yanık nedeni ile hastaneye yatırılan hastalarda mortalite ve morbidite önemlidir. Bu nedenle iyi bir yanık yönetimi için rehberler oluşturulmuştur. Genel olarak bu rehberlerde; yanık bakımı organizasyonu, ilk değerlendirme ve stabilizasyon, inhalasyon yanıklarının tanısı ve tedavisi, yanık şokunda sıvı yönetimi, ağrı yönetimi, yanık bakımında eskaratomi ve fasyotomi uygulanması, yanık yarasının bakımı, yanık yarasında cerrahi yönetim, yanık skarların cerrahi dışı tedavisi, enfeksiyonun önlemesi ve kontrolü, antibiyotik yönetimi, beslenme, rehabilitasyon, kaşıntı yönetimi, etik konular ve kalite iyileştirme gibi konularda tavsiye düzeyinde öneriler bulunmaktadır. Bu derlemede, yanık bakımında güncel olarak kullanılan rehberlerin önerileri yer almıştır. Yanığın tüm iyileşme dönemlerinde aktif olarak rol alan hemşirelerin rehber önerileri doğrultusunda bakım vermesi önemlidir.
Burn involves the ongoing rehabilitation process, requiring years of hospitalization in a serious hospital. The rehabilitation process is a long, tiring and challenging process, as important as the survival of the burn patient. Because of this reason, the treatment and care process begins when the patient is referred to the health institution due to burns. Mortality and morbidity have been a serious problem in patients admitted to the hospital with the cause of the best and guides for good burn management have been established. In general, in these guides; burn care organization, initial evaluation and stabilization, diagnosis and treatment of inhalation burns, fluid management in burn shock, pain management, escarotomy and fasciotomy in burn care, wound care, surgical management in the burn, surgical treatment of burn scars, prevention and control of infection, antibiotic management, nutrition, rehabilitation, itching management, ethical issues and quality improvement. In this review, the recommendations of current guidelines for burn care are included. It is important that nurses actively involved in all healing periods of the lumbar nerve should provide care in the direction of the guide.

18.
Onkolojide Yeni Bir Tedavi Yöntemi: Elektrokemoterapi Uygulaması
A New Treatment Form in Oncology: Electrochemotherapy
Ferya Çelik, Hicran Bektaş
doi: 10.5222/HEAD.2020.92679  Sayfalar 194 - 198
Elektrokemoterapi farklı histolojilerdeki tümörlerin tedavisinde kemoterapi ilaçlarının elektroporasyon yöntemiyle uygulanmasıdır. Elektroporasyon ile hücre membranının geçirgenliği artırılıp kemoterapik ilaçların hücre içine girmesi kolaylaştırılarak daha az ilaç uygulamasıyla daha iyi sonuçların alınması sağlanmaktır. Elektrokemoterapi sağlam dokuya zarar vermeyen, maliyet etkin bir işlemdir. Hemşireler işlem öncesinde hastayı ve işlem bölgesini hazırlamakta, ağrı ve anksiyete değerlendirmesi yapmaktadır. İşlem sırasında işleme yardımcı olmakla birlikte işleme yönelik komplikasyonları değerlendirmektedir. İşlem sonrasında ise hastanın genel bakımına ve işlem bölgesinin bakımına yardımcı olmaktadır. Taburculuktan sonraki süreçte hastaları telefon ile izlemektedir. İşlem sonrasında hastaların ve bakım vericilerin yararlanabilecekleri eğitim materyallerinin sağlanmasına yardımcı olmaktadır. Kanser hastalarının bakımının her aşamasında rol alan hemşireler bu işleme yönelik bilgi ve becerilerini artırmalı, işlem öncesinde, sırasında, sonrasında uygulanması gereken izlem ve girişimleri bilmelidir. Böylelikle işlem başarısına katkı sağlamaktadırlar. Bu derlemenin amacı elektrokemoterapi işlemini tanımlamak ve perioperatif süreçte hemşirenin rol ve sorumluluklarını belirtmektir.
Electrochemotherapy is defined as the application of chemotherapy drugs with electroporation method in the treatment of tumors in different histologies. Electroporation increases the permeability of the cell membrane, making it easier for chemotherapeutic drugs to enter the cell and ensure better results. Electrochemotherapy is a cost-effective procedure that does not harm the healthy tissue. Before the treatment nurses prepare the patients and the treatment area, make pain and anxiety assessment. Beside helping during the treatment, evaluates the complications related to treatment too. After the treatment, helping the general care of the patients and the treatment area cared. Patients followed via telephone on discharge. Education booklet about electrochemotherapy should be made avaiilable for patient and care providers after discharge. Nurses who take part in the care of cancer patients should increase their knowledge and skills related to this procedure and they should be aware of the follow-up and interventions about treatment. Thus, they contribute to the success of the treatment in perioperatively. The aim of this review is to describe the process of electrocemotherapy and roles and responsibilities of the nurses in perioperatively.

19.
Küreselleşme ile Başlayan Hemşire Göçü: Bulgaristan Durum Analizi
Nurse Migration Starting with Globalization: Bulgaria Status Analysis
Muhteber Hüsmenoğlu, Rujnan Tuna
doi: 10.5222/HEAD.2020.88709  Sayfalar 199 - 202
Ekonomik, sosyal, politik ve kültürel değerlerin sınırlar ötesine taşınması olarak tanımlanan küreselleşme, Bulgaristan'daki hemşire insan gücünün de dış göçüne neden olmuş ve sağlık sektörüne çok ciddi bir darbe vurmuştur. Ülkede son yirmi yıl içinde göç ve uluslararası istihdam hemşireliğin belirgin bir niteliği haline gelmiştir. Küreselleşmenin yarattığı etkilerle hemşireler de diğer çalışanlar gibi daha yüksek ücret, kariyer, daha iyi çalışma ve yaşam koşullarına ulaşma gibi nedenlerle ülkelerini terk etmeye başlamıştır. Bu derlemede Bulgaristan’da küreselleşmenin etkisiyle oluşan sağlık sistemindeki sıkıntılar, hemşire göçü, nedenleri ve sağlık bakımı sistemine etkisi ele alınmıştır.
Globalisation, defined as the transfer of economic, social, political and cultural values beyond borders, has also caused the external migration of the nurse manpower in Bulgaria and has hit a serious blow to the health sector. Migration and international employment have become a prominent feature of nursing in the country over the last twenty years. With the effects of globalization, nurses, like other employees, have started to leave their country for reasons such as higher wages, career, better working and living conditions. In this review, problems in the health system caused by globalization in Bulgaria, nurse migration, causes and effects of health care system were discussed.

20.
Evde Bakım Hemşirelerinde Kültürel Farkındalık
Cultural Awareness in Home Care Nurses
Ezgi Demirtürk Selçuk, Havva Karadeniz
doi: 10.5222/HEAD.2020.95826  Sayfalar 203 - 206
ÖZ
Kültür, insanın bilişsel, duyuşsal, davranışsal etkinlikleri sonucunda ortaya çıkan değerler ve kuşaktan kuşağa aktarılan davranışlardır. Kültürün, ekonomi, beslenme, meslek, cinsiyet rolleri, kişisel hijyen, giyim, aile yapısı, nüfus politikası gibi faktörler üzerinde etkisi vardır. Kültür, insanların sağlık ve hastalığa ilişkin inançlarını, değerlerini ve sosyal tutumlarını da etkiler. Çeşitli kültüre sahip olan toplumlarda evde bakım hemşireleri, bakım verdikleri hastaların kültürel özelliklerini bilmeli ve bu özellikleri dikkate alarak bakımı planlamalıdırlar. Kültürel yönden uygun bakım, kültürü anlayıp bilgili olma, klinik becerilerle bütüncül bakım verme yönünde olmalıdır. Evde bakım hemşireleri aile ya da toplumun sağlığını koruma ve sürdürmede kültürel bilgilerini kullanmak zorunda kalabilir. Kültürel uygulamalar ve manevi inançlara göre yaşamlarını sürdüren bireylere, kaliteli ve nitelikli bakım verebilmek için, hemşirelerin kültürel farkındalığa sahip olması gerekir. Hastanın kültürünün iyi anlaşılamaması, kültürel çatışmalara, iletişim bozukluklarına, sağlık bakımında eşitsizliklere, ırkçılığa, ayrımcılığa, kalıplaşmış yargılamalara neden olurken, bakımın niteliğini ve bireyin sağlığını da olumsuz yönde etkileyebilir. Bu derleme evde bakım hemşirelerinde kültürel farkındalığa dikkat çekmek amacıyla yapılmıştır.
Culture is the result of cognitive, affective, behavioral activities of people and the behaviors transferred from generation to generation. Culture has an impact on factors such as economy, nutrition, occupation, gender roles, personal hygiene, clothing, family structure and population policy. Culture also affects people's beliefs, values and social attitudes about health and disease. In societies with various cultures, home care nurses should know the cultural characteristics of the patients they care for and plan their care taking these features into account. Culturally appropriate care should be to understand and understand the culture and to provide holistic care with clinical skills. Home care nurses may have to use their cultural knowledge to protect and maintain the health of the family or community. According to cultural practices and spiritual beliefs, nurses should have cultural awareness in order to provide quality and quality care to individuals who live their lives. The poor understanding of the patient's culture may lead to cultural conflicts, communication disorders, health inequalities, racism, discrimination and stereotypes, while negatively affecting the quality of care and the health of the individual. This review was made to draw attention to cultural awareness in home care nurses.



 
Copyright © 2019
Bu sitenin tüm hakları Koç Üniversitesi Hemşirelikte Eğitim ve Araştırma Dergisine aittir.