HEAD: 17 (4)
Cilt: 17  Sayı: 4 - 2020
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
İçindekiler
Contents

Sayfa II

3.
VKV
VKV

Sayfa III

ARAŞTıRMA MAKALESI
4.
Hemşirelik Öğrencilerinde COVID-19 Pandemisi Farkındalıklarının ve Sağlık Davranışlarının Sağlık Okuryazarlığı ile İlişkisinin Değerlendirilmesi
Evaluating the Relationship between Nursing Students’ Awareness of the COVID-19 Pandemic and Health Behaviors with Health Literacy
Sibel Peksoy Kaya, Sena Kaplan
doi: 10.5222/HEAD.2020.01112  Sayfalar 304 - 311
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, hemşirelik öğrencilerinde COVID-19 pandemisi farkındalıklarının ve sağlık davranışlarının sağlık okuryazarlığı ile
ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma tanımlayıcı ve kesitsel olup, örneklemini bir devlet üniversitesinin hemşirelik lisans programında eğitim alan 408 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma verileri; “Bireysel Bilgi Formu”, “Sağlıklı Yaşam Biçimleri Davranışları Ölçeği-II”, “Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32” ile online olarak toplanmıştır. İstatistiksel analizde; yüzdelik hesaplaması, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır.
BULGULAR: Çalışmada, öğrencilerin yaş ortalaması 20.89±1.95 olup, öğrencilerden 3’ü COVID-19 enfeksiyon tanısı almıştır. Öğrencilerin yeterli düzeyde sağlık okuryazarlığına sahip olduğu (𝒙̅= 35.97±8.73) ve COVID-19 pandemi sürecinde sağlıklı yaşam davranışlarının ise orta düzeyde olduğu belirlenmiştir (𝒙̅= 55.76±12.05). Araştırmada, hemşirelik öğrencilerinde COVID-19 enfeksiyonu ve önlemlerine ilişkin farkındalık arttıkça sağlık okuryazarlığı puan ortalamasının da arttığı belirlenmiştir (p<.05). Bunun yanı sıra öğrencilerin beslenme, fiziksel aktivite, stres yönetimi alanında sağlıklı yaşam biçim davranışları puan ortalaması ile sağlık okuryazarlığı puan ortalaması arasında pozitif yönde ilişki bulunduğu saptanmıştır (p<.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hemşirelik öğrencilerinde COVID-19 enfeksiyonu farkındalığı ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile sağlık okuryazarlığı arasında ilişki bulunması nedeniyle öğrencilerde COVID-19 pandemi sürecinde sağlık okuryazarlığının günlük yaşama uyarlanması ve adaptasyonun sağlanması önerilir.
INTRODUCTION: This study aimed to evaluate the relationship between nursing students’ awareness of the COVID-19 pandemic and health behaviors with health literacy.
METHODS: This descriptive and cross-sectional study comprised 408 students enrolled in an undergraduate nursing program at a public university in Turkey. The data were collected online using the Individual Information Form, Healthy Lifestyle Behavior Scale II, and Turkish Health Literacy Scale-32. The percentiles, significance test of the difference between two means, and Pearson correlation analysis were used to analyze the data.
RESULTS: The mean age of students was 20.89±1.95 and three of them had been diagnosed with COVID-19. It was determined that the students had sufficient health literacy (𝒙̅ =35.97±8.73), and healthy lifestyle behaviors during the COVID-19 pandemic were at a moderate level (𝒙̅ =55.76±12.05). The results showed that as awareness of nursing students regarding COVID-19 and precautions against it increased, their mean score of health literacy increased, too (p<.05). Furthermore, there was a positive correlation between students’ mean score of healthy lifestyle behaviors in nutrition, physical activity, and stress management and their mean score of health literacy (p<.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: As the results have shown a relationship between nursing students’ awareness of COVID-19 and healthy lifestyle behaviors and health literacy, it is suggested to adapt the health literacy to students’ daily life during the pandemic period.

5.
Ebeveynlerin Hastanede Yatan Çocuklarının Anksiyete Düzeyine Etkisi
The Effect of Parents on the Hospital Anxiety Level of Hospitalized Children
Hilal Kaynak, Çağrı Çövener Özçelik
doi: 10.5222/HEAD.2020.65471  Sayfalar 312 - 316
GİRİŞ ve AMAÇ: Hastanede yatan 9-12 yaş arasındaki çocuklarına refakat eden ebeveynlerin yaşadıkları anksiyetenin, çocuklarının anksiyete düzeyine etkisini değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma tanımlayıcı tiptedir. Araştırma, kulak-burun-boğaz ve çocuk cerrahisi servislerine günübirlik yatışı yapılan 9-12 yaş arası 162 çocuk ve 162 ebeveyni olmak üzere 324 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Çocuk ve Ebeveyni Tanılama Formu, Çocuklar için Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama süresi yaklaşık 15-20 dakika sürmüştür.
BULGULAR: Çocuklar için Durumluk Kaygı puanı ile ebeveyn Beck Anksiyete puanı arasında %70.9 düzeyinde pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (r= 0.709; p=.001). Yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda ebeveyn Beck Anksiyete puanının modele anlamlı etkisi olduğu görülmüştür. Ebeveyn Beck Anksiyete puanı çocuklar için durumluk kaygı puanını %39.2 oranında etkilemektedir (R2=0.392).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırmaya katılan ebeveynlerin anksiyetesinin çocuklarının anksiyete düzeyini doğrudan etkilediği görülmüştür. Bu durumu iyileştirmek için çocuk hemşirelerinin ebeveynlerde ve çocukta anksiyete yaratabilecek faktörleri tanılaması ve anksiyeteye neden olabilecek faktörleri en aza indirmesi gerekmektedir.
INTRODUCTION: This study aimed to evaluate the effect of the anxiety of parents on the anxiety level of their 9- to12-year-old children staying in hospital.
METHODS: The research was a descriptive study comprising 162 parents and 162 children between 9 and 12 years of age who were admitted to the ear-nose-throat and pediatric surgery services of a training and research hospital in Istanbul, Turkey. The Child and Parent Diagnostic Form, the State-Trait Anxiety Inventory for Children, and the Beck Anxiety Inventory were used as data collection tools. The data collection lasted about 15–20 minutes.
RESULTS: A statistically significant correlation of 70.9% was found between the State-Trait Anxiety Inventory for Children and the Beck Anxiety Inventory for parents (r= 0.709; p=.001). Regression analysis revealed that the Beck Anxiety Inventory score for parents had a significant effect on the model. The Beck Anxiety Inventory score affected the State-Trait Anxiety Inventory score of 39.2% for children (R2=0.392).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Anxiety of parents participating in the study directly affected the level of anxiety of their children. To improve this situation, pediatric nurses should identify the factors that may cause anxiety in parents and children and minimize the factors that may cause any anxiety

6.
Kadınların İnfertilite Tedavisinde Kullandıklarıtamamlayıcı Alternatif Tedavi Uygulamalarının Belirlenmesi
Determining Complementary and Alternative Therapies Used in Women’s Infertility Treatment
Tuba Güner Emül, Duygu Vefikuluçay Yılmaz, Aysu Buldum
doi: 10.5222/HEAD.2020.04379  Sayfalar 317 - 321
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma, çocuk sahibi olamayan kadınların kullandıkları tamamlayıcı ve alternatif tedavi uygulamalarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın örneklemini Kasım 2017 - Mayıs 2018 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin yardımcı üreme teknikleri polikliniğine başvuran 102 infertil kadın oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, araştırmacılar tarafından hazırlanan infertil kadınların tanıtıcı özellikleri ile infertilite süresi ve nedenine yönelik sorulardan oluşan kişisel bilgi formu ve “Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Yaklaşımları Ölçeği” kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile elde edilmiştir. Veriler, bilgisayar ortamında SPSS for Windows 20.0 paket programı kullanılarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ki-kare testi, students t-testi ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<.05 olarak kabul edilmiştir
BULGULAR: Araştırmaya dahil olan kadınların %59.7’sinin 31-40 yaş aralığında, %38.2’sinin üniversite mezunu olduğu belirlenmiştir Kadınların %58.8’inin çalıştığı, %69.6’sının gelir durumunun giderine denk olduğu ve %79.4’ünün de çekirdek aile yapısına sahip olduğu saptanmıştır. Araştırmada, kadınların %61.8'i tamamlayıcı alternatif tıp uygulamalarını kullandıkları belirlenmiştir. Tamamlayıcı alternatif tedavi uygulamalarını kullanan kadınların%87.3’ü dua etmek, %86.2’si komşuya gitmek, %68.6'sı namaz kılmak, %45.1'i de adak adamak gibi bilişsel davranışsal yaklaşımları, %61.8’inin bal, %56.9’unun keçiboynuzu, %53.9’u sarımsak, %45.1'i omega kapsülleri tüketmek gibi biyolojik yaklaşımları %33.3’ü kolonya ile bileklerini ovmak, %16.4’ü de bardak çektirmek, %11.9'u bioenerji uzmanına gitmek gibi manüplatif ve enerji yaklaşımlarını kullandıkları belirlenmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çocuk sahibi olmak isteyen bireylerin infertilite de kullandıkları tamamlayıcı ve alternatif uygulamaların bilinmesi oldukça önemlidir. Hemşireler bireylerin tamamlayıcı alternatif tedavi kullanma durumlarını ve hangi yöntemleri kullandıklarını bilmesi, zor ve uzun bir süreç olan tedavi sürecinde yan etkilerinin oluşmasının önlenmesi açısından oldukça önemlidir. Bu araştırmanın sonuçları doğrultusunda tamamlayıcı ve bütünleşik uygulamalar ile ilgili niteliksel çalışmaların yapılması, ebe ve hemşirelere tamamlayıcı ve bütünleşik uygulamalara yönelik eğitim verilmesi önerilerinde bulunulmuştur.
INTRODUCTION: This descriptive study aimed to determine the complementary and alternative therapies used by women for infertility treatment.
METHODS: The sample of the study comprised 102 infertile women admitted to the out patient reproductive clinic of a university hospital between November 2017 and May 2018. Data were obtained by using a personal information form prepared by the researchers and consisting of questions that ask for the kinds of complementary and alternative treatments that infertile women have used and by using the “Complementary and Alternative Medicine Approaches Scale.” The data were evaluated by using SPSS for Windows 20.0 package program using number, percentage, mean, standard deviation, chi-square test and Student’s t-test. The statistical significance level was accepted as p<.05.
RESULTS: It was determined that 59.7% of the women included in the study were between the ages of 31–40 and 38.2% were university graduates. Of the women, 58.8% worked, 69.6% had income equivalent to expenses and 79.4% had a nuclear family structure. In the study, 61.8% of women used complementary or alternative treatments. Of them, 87.3% prayed, 86.2% went to neighbors, 68.6% performed ritual prayers, 45.1% turned to cognitive behavioral approaches. Furthermore, 61.8% of the women consumed honey,56.9% carob,53.9% garlic, and 45.1% omega capsules were used as nutritional treatments. It was found that 33.3% of the women who could not have children naturally used manipulative and energy approaches such as rubbing their wrists with cologne, 16.4% performed cupping, and 11.9% went to bioenergy specialists.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It is very important to know the complementary and alternative treatments used by infertile women wanting to have children. It is very important for nurses to know whether their patients’ use of complementary and alternative therapies and what methods they use, and to prevent the occurrence of side effects in the difficult and long process of treatment. Inline with the results of this research, it is recommended that qualitative studies on complementary and integrated practices be conducted and that midwives and nurses receive training for complementary and integrated practices.

7.
İlköğretim 3. ve 4. Sınıf Öğrencilerinin Bilgisayar Oyun Bağımlılığı İle Şiddete Eğilimleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Investigation of Relationship Between Computer Game Addiction And Violence Trends of Primary Students
Cahide Çevik, Özlem Örsal, Yeliz Ciğerci, Pakize Özyürek
doi: 10.5222/HEAD.2020.76259  Sayfalar 322 - 327
GİRİŞ ve AMAÇ: Son yıllarda teknolojinin gelişmesi ile birlikte bilgisayar oyunları çocuklar için vazgeçilmez hale gelmiştir. Ancak bu oyunların aşırı oynanması birtakım problemlerin yaşanmasına neden olmaktadır. Bu problemlerden biri bilgisayar oyun bağımlılığıdır. Bu çalışmada İlköğretim 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin bilgisayar oyun bağımlılık ile şiddete eğilim düzeyleri ve bilgisayar oyun bağımlılığı ile şiddete eğilim arasında ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma kesitsel tipte bir çalışma olup, çalışma kapsamına 572 öğrenci alınmıştır. Veriler bilgisayar oyun bağımlılığı ve şiddete eğilim ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde ortalama, yüzde ve frekans gibi tanımlayıcı istatistiklerden, Whitney U, Kruskal Wallis ve Sperman’s corelasyon testlerinden yararlanılmıştır.
BULGULAR: Bilgisayar oyun bağımlılığı ile şiddete eğilim arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Şiddet içerikli oyun oynayan çocukların oyun bağımlılık tüm alt ölçek puanları ve toplam bağımlılık puanı şiddet içerikli oyun oynamayan çocuklara göre yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bilgisayarda günde 9-10 saat oyun oynayan öğrencilerin bilgisayar oyun bağımlılığı alt ölçek puanları ile toplam bağımlılık puanları ve şiddete eğilim puanları, daha kısa süre oyun oynayan öğrencilere göre daha yüksektir. Bilgisayarda oyun oynayan çocukların şiddete eğilim ölçeği puan ortalaması bilgisayarda oyun oynamayan çocuklara göre daha yüksektir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak bilgisayarda uzun süre ve şiddet içerikli oyun oynamayla ve bilgisayar oyun bağımlılığı ile şiddete eğilimin artabileceği söylenebilir.
INTRODUCTION: With the development of technology in recent years, computer games have become indispensable for children. However, the excessive play of these games causes some problems. One of these problems is computer game addiction. In this study, it was aimed to investigate the relationship between computer game addiction and tendency to violence. 572 students were included in the study.
METHODS: This study is a cross-sectional study. Data were collected by using computer game addiction and tendency to violence scale. A positive relationship was found between computer game addiction and tendency to violence. In the analysis of data, Whitney U, Kruskal Wallis and Sperman's corelation tests, descriptive statistics such as mean, percentage and frequency, were used.
RESULTS: Children playing violent content were found to be high all computer game addiction sub-scale scores and total computer game addiction scores according to children who do not play violent games. Computer game addiction subscale scores and total computer game addiction scores and tendency to violence scores of students who play 9-10 hours per day on computer are higher than students who play shorter time. The tendency to violence scale mean score of the children who play computer games is higher than the children who do not play games on the computer.
DISCUSSION AND CONCLUSION: As a result with long-term playing violent games on the computer and computer game addiction can be said to increase the tendency to violence.

8.
Üniversite Öğrencilerinin Tecavüz Mitlerine İlişkin Görüşleri
University Students’ Views on Rape Myths
Büşra Yılmaz, Ümran Oskay
doi: 10.5222/HEAD.2020.00086  Sayfalar 328 - 334
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma, tecavüz mitlerinin üniversite öğrencileri tarafından kabul düzeyini ve öğrencilerin tecavüze yönelik görüşlerini belirlemek amacıyla yapıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kesitsel tanımlayıcı tipteki araştırmanın evrenini İstanbul Üniversitesi İşletme ve Veterinerlik fakültelerinde 2017-2018 yılında öğrenim gören tüm öğrenciler, örneklemini ise 15.01.2018–28.03.2018 tarihleri arasında, araştırmaya katılmaya gönüllü, Türkçe iletişim kurabilen, 18 yaş ve üzeri 407 öğrenci oluşturdu. Veri toplama aracı olarak demografik özellikleri içeren kişisel bilgi formu ve Illinois Tecavüz Mitlerini Kabul Ölçeği kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatiksel analizler, Kruskal Wallis testi ve Mann Whitney U testinden yararlanıldı.
BULGULAR: Araştırmada Illinois Tecavüz Mitlerini Kabul Ölçeği toplam puanı düşük bulundu. Erkek öğrencilerde ve kırsal bölgede yaşayanlarda tecavüz mitlerini kabul durumu daha yüksekti. Kitle iletişim araçlarının cinsiyet ayrımcılığına özendirdiğine inanan öğrencilerin inanmayanlara göre tecavüz mitlerini daha fazla kabul ettikleri belirlendi. Kadın öğrencilerin erkek öğrencilere göre gece dışarı çıkarken daha fazla koruyucu önlem aldığı saptandı. Araştırmada, kadın öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha fazla kitle iletişim araçlarının cinsiyet ayrımcılığına özendirdiğine inandığını belirttiği belirlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Üniversite öğrencileri arasında düşük oranda da olsa tecavüz mitlerini kabul edenlerin ve cinsiyet ayrımcılığına inananların olması, bu konuda toplumun bilinçlendirilmesinin önemini göstermektedir.
INTRODUCTION: This study aimed to determine the level of acceptance of rape myths by university students and the students’ views on rape.
METHODS: The population of this cross-sectional descriptive study consisted of 408 students aged 18 and older who volunteered to participate in the study between January and March 2018. Data were collected using a personal information form containing demographic characteristics and the Illinois Rape Myths Acceptance Scale. Descriptive statistical analyzes, Kruskal–Wallis test and Mann–Whitney U test were used to evaluate the data.
RESULTS: The total score of the Illinois Rape Myths Acceptance Scale was found to be low in the study. Male students and rural inhabitants were more likely to accept rape myths. It was found that students who believed that mass media encouraged gender discrimination accepted rape myths more than those who did not. It was found that female students took more protective measures when going out at night than male students and that female students believed mass media encouraged gender discrimination more than male students.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The fact that there is a low rate of accepting rape myths among university students and believing in gender discrimination shows the importance of raising public awareness on this issue.

9.
Hemşirelik Öğrencilerinin Elektromanyetik Kirlilik Farkındalığı ve Etkileyen Faktörler
Nursing Students’ Awareness of Electromagnetic Pollution and Affecting Factors
Nil Küçük Yüceyurt, Hülya Kaya
doi: 10.5222/HEAD.2020.99907  Sayfalar 335 - 341
GİRİŞ ve AMAÇ: Elektromanyetik kirlilik, çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilere sahip elektrik ve manyetik alan bileşeni dalgalarının oluşturduğu alanın limit değerlerin üzerinde olmasıdır. Gelecekte sağlık hizmeti verecek olan hemşirelik öğrencilerinin elektromanyetik kirliliğin farkında olarak mezun olmaları toplumsal ve bireysel sağlık açısından önemlidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tiptedir. Araştırmaya gönüllü 906 hemşirelik öğrencisi katılmıştır. Araştırma, hemşirelik öğrencilerinin elektromanyetik kirlilik farkındalığının ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak Bilgi Formu ve Elektromanyetik Kirlilik Farkındalık Ölçeği kullanılmıştır. Ölçek, elektromanyetik kirlilik ve ekosistem, elektromanyetik kirlilik algısı, elektromanyetik kirliliğin sağlık üzerine etkisi, elektromanyetik kirlilik farkındalığı alt boyutlarından oluşmaktadır. Veriler, etik kurul onayı ve kurum izni alındıktan sonra katılımcılardan bilgilendirilmiş onamları alınarak toplanmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde, SPSS 21.00 paket programı kullanılarak, tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama, standart sapma, frekans ve yüzde dağılımları) yanı sıra parametrik ve nonparametrik testler kullanılmıştır.
BULGULAR: Öğrencilerin büyük çoğunluğu kadındır ve yarısından fazlası apartman dairesinde yaşamaktadır. Öğrencilerin %71.3’ü elektromanyetik kirlilik ile ilgili bilgi sahibi olduğunu ifade etmiştir. Elektromanyetik kirliliğe yönelik önlem almada öğrencilerin çoğunluğu, sorumluluğun bireylere ait olduğunu düşünmektedir. Öğrencilerin %98.8’i cep telefonu/bilgisayar kullandığını, ancak kullananların %90’ı SAR değerine dikkat etmediğini belirtmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Öğrencilerin elektromanyetik kirlilik konusunda farkındalıkları iyi ancak geliştirilebilir düzeyde bulunmuştur. Sonuçlar doğrultusunda, hemşirelik öğrencilerinin elektromanyetik kirlilik konusunda farkındalıklarını geliştirmeye yönelik çalışmaların yapılması önerilmiştir.
INTRODUCTION: Electromagnetic pollution results from an electric and magnetic field being over the limit of the area formed by the component waves and has negative impacts on the environment and human health. It is important for social and individual health that nursing students, who will provide healthcare in the future, be aware of electromagnetic pollution.
METHODS: This descriptive study was conducted with 906 nursing students who volunteered to participate. The study aimed to determine nursing students’ awareness of electromagnetic pollution and related factors. An information form and the Electromagnetic Pollution Awareness Scale were used as data collection tools. The scale consists of subdimensions concerning electromagnetic pollution and ecosystem, electromagnetic pollution perception, effects of electromagnetic pollution on health, and electromagnetic pollution awareness. In the evaluation of the data obtained by using the SPSS 21.00 package program, descriptive statistical methods (average, standard deviation, frequency and percentage distributions) and parametric and nonparametric tests were used.


RESULTS: The majority of students were women, and more than half lived in an apartment. Of the students, 71.3% stated they had knowledge about electromagnetic pollution. The majority of the respondents thought that the responsibility for electromagnetic pollution belonged to individuals. Of the students, 98.8% stated that they used mobile phones/computers, but 90% of them did not pay attention to SAR values.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The students’ awareness about electromagnetic pollution was found to be good but developable. In line with the results, it is recommended that studies be conducted aimed at improving nursing students’ awareness about electromagnetic pollution.

10.
Hemşirelerin Problem Çözme Becerileri ve Otomatik Düşünceleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Evaluating the Relationship between Nurses’ Problem-Solving Skills and Automatic Thoughts
Kenan Gümüş, Seval Keloğlan, Gonca Üstün, Şeker Durmuş
doi: 10.5222/HEAD.2020.98475  Sayfalar 342 - 348
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, hemşirelerin problem çözme becerilerini ile otomatik düşünceleri arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma tanımlayıcı, kesitsel ve korelasyonel olarak Ağustos-Aralık 2016 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırma örneklemini bir eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan 112 hemşire oluşturdu. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyodemografik form, Problem Çözme Envanteri ve Otomatik Düşünceler Ölçeği kullanılarak elde edildi ve veriler istatistik paket program (SPSS 20.0) ile değerlendirildi.
BULGULAR: Servis yönetici hemşirelerinin servis hemşirelerine göre problem çözme, yaklaşma kaçınma ve kişisel kontrol becerilerinin daha yüksek olduğu bulundu (p<.05). Hemşirelik mesleğinin kendisi için uygun olmadığını düşünen ve mesleğinden memnun olmadığını ifade eden hemşirelerin otomatik düşünce düzeylerinin daha fazla olduğu tespit edildi (p<.01). Hemşirelerin problem çözme envanteri ve otomatik düşünceler ölçeğinden aldıkları puan ortalamaları arasında düşük düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (rs=0.259, p<.01).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma, hemşirelerin problem çözme becerilerinin, yönetici konumunda olmaktan ve mesleklerine ilişkin otomatik düşüncelerinden etkilendiğini göstermektedir. Hemşirelerin problem çözme becerilerini artıracak ve mesleklerine ait otomatik düşüncelerini azaltacak uygulamaların faydalı olacağı düşünülmektedir.
INTRODUCTION: This study aimed to evaluate the relationship between nurses’ problem-solving skills and automatic thoughts.
METHODS: This study was conducted as descriptive, cross-sectional, and correlational study between August and December 2016. The sample of the study comprised 112 nurses working at a training and research hospital. The Problem Solving Inventory, the Automatic Thoughts Questionnaire, and a sociodemographic form prepared by the researchers were used to gather the data. The data were analyzed using Statistical Package for Social Science (SPSS) 20.0.
RESULTS: It was found that problem-solving, approach-avoidance, and personal control skills of nurse managers were higher than those of clinical nurses (p<.05). The nurses who thought that nursing was not an appropriate profession for themselves and said that they were not satisfied with their profession had higher levels of automatic thought (p<.01). There was a positive and significant low correlation between the scores obtained by the nurses from the Problem Solving Inventory and Automatic Thoughts Questionnaire (rs=0.259, p<.01).
DISCUSSION AND CONCLUSION: This study showed that nurses’ problem-solving skills were affected by working in the position of manager and by automatic thoughts about their profession. It is thought that practices to increase nurses’ problem-solving skills and to reduce their automatic thoughts about their professions will be beneficial.

OLGU SUNUMU
11.
COVID-19’lu Bir Ebenin Klinik Özellikleri ve Deneyimleri: Olgu Sunumu
Clinical Features and Experiences of a Midwife with COVID-19: A Case Study
Ayşegül Dönmez, Nevin Canbulut, Zekiye Karacam
doi: 10.5222/KUHEAD.2020.79926  Sayfalar 349 - 353
SARS-CoV-2 yakın fiziksel temas ve damlacık yolu ile kolaylıkla bulaşan bir virüstür. Sağlık çalışanları, özellikle de acil servis ve doğumhane gibi çok yakın temas çalışma koşulları gerektiren ortamlarda çalışan ebe ve hemşirelerin bu virüsle karşılaşma riskleri çok yüksektir. Yine sağlık çalışanları bu virüsleri çok kolaylıkla aile ortamına taşıyabilmektedirler. Bu çalışmada acil serviste çalışan, hiçbir bulgusu olmadığı halde, çalışma arkadaşının kızında COVID-19 pozitif çıkması nedeni ile test yaptıran ve COVID-19’lu olduğunu öğrenen bir ebenin hastalık deneyim ve klinik özelliklerinin olgu sunumu olarak paylaşılması hedeflenmiştir. Bu sağlık çalışanı olgusunun hastalığı ilk öğrendiğinde çok sayıda karmaşık ve olumsuz duygular yaşadığı, evde beş gün hidroksiklorokin (HCQ) 2*200 mg oral tablet tedavisi aldığı, tedavi sürecinde çok nadiren kuru öksürük, halsizlik, koku ve tat alamama semptomları yaşadığı ve yaşam bulguları normal sınırlarda seyrettiği, hastalığı eşine de bulaştırdığı için suçluluk hissettiği ve mesleğini sorguladığı, damgalanma korkusu yaşadığı ve sınırlı sosyal desteğe sahip olduğu sonuçları elde edilmiştir.
SARS-CoV-2 is a virus that is easily transmitted by close physical contact and droplets. Healthcare workers, especially midwives and nurses working in environments that require close contact working conditions, such as the emergency room and delivery room, have a high risk of encountering this virus. Healthcare workers can easily carry these viruses into their family environments. This study aimed to present a case study to share the disease experience and clinical features of a midwife who worked in the emergency room and had presented with no indications but received a COVID-19 positive test. When this healthcare worker first learned about the disease, it was found that she had many complex and negative emotions, received hydroxychloroquine (HCQ) 2*200 mg oral tablet treatment for five days at home, had very rare symptoms of dry cough, weakness, and loss of smell and taste, and her life findings were within normal limits, despite the fact that she felt guilty and questioned her profession, had fear of stigmatization, and had limited social support.

DERLEME
12.
COVID-19 Pandemisi Sürecinde Ruminasyon ve Ruh Sağlığına Etkileri
Rumination and Its Impact on Mental Health during the COVID-19 Pandemic
Sinem Öcalan, Yeter Sinem Üzar Özçetin
doi: 10.5222/HEAD.2020.31549  Sayfalar 354 - 358
Tüm dünyayı hızla etkisi altına alan COVID-19 pandemisi, yüksek bulaşıcılık ve ölüm oranları, asemptomatik belirtilerle başlaması, öngörülmez geleceği ve henüz bir tedavisinin bulunamaması sebebiyle insanları fiziksel, bilişsel, ruhsal ve sosyal olarak etkilemektedir. Bu etkiler, bireylerin sürece yönelik çeşitli düşüncelere karşı yoğun uğraş vermesi ile sonuçlanabilmektedir. Ruminasyon adı verilen, bireylerde stres yaratan durumlarda ortaya çıkabilen bu yineleyici ve rahatsız edici düşünce tarzı, bireylerin ruh sağlıklarını olumsuz etkileyebilmektedir. Öte yandan, ruminatif düşünceler uygun işlendiklerinde bireylerin süreçten güçlenerek çıkmalarına neden olabilmekte ve olumlu düşüncelerle yer değiştirebilmektedir. Dolayısıyla COVID-19 pandemisinde bireylerin sürece ilişkin ruminatif düşünce sistemlerinin anlaşılması önem arz etmektedir. Bu derlemede, COVID-19 pandemisi sürecinde ruminasyon kavramı ve bu kavramın ruh sağlığı üzerine olası etkilerinin açıklanması amaçlanmıştır.
The COVID-19 pandemic, which has been rapidly affecting the entire world, affects people physically, cognitively, spiritually, and socially due to its high contagiousness and mortality rates, its onset with asymptomatic symptoms, its unpredictable future, and the lack of a cure. These effects may result in individuals struggling intensely against various thoughts about the process. This repetitive and disturbing way of thinking, called rumination, which can occur in individuals’ stressful situations, can adversely affect their mental health. On the other hand, when ruminative thoughts are managed appropriately, they can empower individuals to exit the process and be replaced by positive thoughts. Therefore, during the COVID-19 pandemic, it is important to understand individuals’ ruminative thinking systems regarding the process. This review aimed to explain the concept of rumination during the COVID-19 pandemic and its possible effects on mental health.

13.
Bir Çocuk Kliniğinin COVID-19 Pandemi Yönetimi Deneyimleri: Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği Örneği
COVID-19 Pandemic Management Experiences of a Pediatric Clinic: Dr. Behçet Uz Pediatrics and Surgery Training Research Hospital Infectious Diseases Clinic Example
Nalan Karaoğlan, Aslı Çatıkoğlu, İlker Devrim
doi: 10.5222/KUHEAD.2020.94914  Sayfalar 359 - 364
Koronavirüs hastalığı (COVID-19) yeni keşfedilen bir koronavirüs türünün (SARS-CoV-2) neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. COVID-19 geniş bir yelpazede görülen akut solunum yolu enfeksiyonudur. Bulaşı önlemenin ve yavaşlatmanın en iyi yolunun; SARS-CoV-2 virüsünün özellikleri, neden olduğu hastalık ve yayılım yolu hakkında iyi bilgilendirilmek olduğu varsayımından yola çıkarak, SBÜ. İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği tarafından SARS-CoV-2 virüsü ile mücadelede yapılan hazırlıkların ve stratejilerin diğer hastanelerle paylaşılması amacıyla bu derleme hazırlanmıştır. Klinikte gerçekleştirilenler; fiziksel düzenlemeler, dezenfeksiyon, çalışanların mesleki enfeksiyonlardan korunmasına yönelik düzenlemeler, hasta ve refakatçiye yönelik düzenlemeler alt başlıklarında açıklanmıştır. Sonuç olarak, tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını birçok insanın hayatını kaybetmesine yol açmasının yanında sağlık hizmetlerinde birçok yeni düzenlemeye, mevcut hasta güvenliği ve enfeksiyon kontrol önlemlerine yenilerinin eklenmesine yol açmıştır. Sağlık Bakanlığının sık sık güncellediği rehberler, uluslararası literatür ve deneyimlerden yola çıkarak ekip iş birliği ile klinikte yapılan çeşitli düzenlemelerle çocuk ve ailelerine yönelik tedavi ve bakım aksatılmadan sürdürülmüştür. Çocukların ifadesiyle “robot gibi” görünen kıyafetler giyerek, çocuklarla gözlerle iletişim kurmayı başaran hemşireler bu süreçte mevcut bilgi ve donanımlarını kullanmış, bu bilgilere yenilerini eklemiştir. Bu derlemenin COVID-19 salgın sürecinde ortaya çıkan yeni bilgilerin gelecekteki uygulamalara yol göstermesi açısından yararlı olacağı düşünülmektedir.
Coronavirus disease (COVID-19) is an infectious disease caused by a newly discovered coronavirus strain (SARS-CoV-2). COVID-19 is an acute respiratory infection that occurs with a wide range of symptoms. The best way to prevent and slow down infection is based on the assumption that we know the characteristics of the SARS-CoV-2 virus, the disease it causes, and the way it spreads. This review has been prepared by the Pediatric Infectious Diseases Unit of the Behçet Uz Children’s Education and Research Hospital in order to share the preparations and strategies to combat the SARS-CoV-2 virus together with other hospitals. What has been prepared in the clinic (physical arrangements, disinfection, regulations for the protection of employees from occupational infections, regulations for patients and companions) is explained under subheadings. The COVID-19 epidemic, which has affected the entire world and caused many people to die, requires the establishment of many new regulations in health services, including new ones to existing patient safety and infection control measures. The treatment and care for children and their families continued without interruption, with various arrangements made in the clinic in cooperation with the team, based on the guidelines updated frequently by the Ministry of Health, international literature, and experiences. Nurses who managed to communicate with children by wearing clothes that looked “like robots” (in the words of the children) used their existing knowledge and equipment in this process and gained new knowledge. It is thought that this review will be useful in guiding future developments of new information emerging during the COVID-19 outbreak.

14.
COVID-19 Pandemi Süreci: Kalp Damar Cerrahi Hemşireleri Derneği
Cardiovascular Surgery Nurses Association During The COVID-19 Pandemic
Zeliha Özdemir Köken, Hafize Savaş, Sevilay Şenol Çelik, Derya Eroğlu
doi: 10.5222/KUHEAD.2020.88785  Sayfalar 365 - 358
Çin’de başlayarak tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs hastalığı, yüksek yayılım hızı ve mortalite oranları nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilmiştir. Hastalığın hızlı yayılımı ve yoğun bakım gereksinimi, tüm dünyada ve Türkiye’de pandemi hastanelerinin oluşturulmasına neden olmuştur. Pandemi hastanelerinde koronavirüs olgularının yönetiminde görev almak üzere özel ekipler oluşturulmuştur. Bu ekiplerin en çok sorumluluk alan en önemli üyelerinden biri hemşirelerdir. Farklı alanlarda çalışan hemşireler bu süreçte pandemi klinik ve yoğun bakımlarında görev almışlardır. Kritik hasta bakımı, mekanik ventilasyon desteği, kardiyopulmoner resüsitasyon, mekanik dolaşım desteği, acil durum yönetimi konularında deneyimli olan kalp damar cerrahi hemşireleri de pandemi ekipleri içerisinde hizmet vermiştir. Bu makalede, pandemi sürecinde görev alan kalp damar cerrahi hemşirelerinin bu süreçte yerine getirdikleri görev ve sorumluluklar, yaşadıkları sorunlar ve gereksinimleri, sürece katkıları değerlendirilmiştir.
The novel coronavirus disease, which started in China and affected the whole world, has been declared a pandemic by the World Health Organization due to its high rapid spread and mortality rates. The rapid spread of the disease and need for intensive care caused the establishment of pandemic hospitals in Turkey and all over the world. Special healthcare teams have been formed to take part in the management of coronavirus cases in pandemic hospitals. One of the most important team members who take the most responsibility is nurses. Nurses working in different fields took part in the pandemic clinics and intensive care units in this process. Cardiovascular surgery nurses, who are experienced in critical patient care, mechanical ventilation support, cardiopulmonary resuscitation, mechanical circulation support, and emergency situation management, also served on the pandemic teams. In this article, the duties and responsibilities of cardiovascular surgery nurses, their problems and needs during the pandemic process, and their contribution to the process were evaluated

15.
COVID-19 Pandemisi ve Hemşirelik Eğitimi Derneği Faaliyetleri
COVID-19 Pandemic and Nursing Education Association Activities
Fahriye Vatan, Elif Unsal Avdal, Hande Yagcan Dag, Deniz Şanlı
doi: 10.5222/KUHEAD.2020.32858  Sayfalar 369 - 373
Tüm dünyada etkisini gösteren COVID-19 pandemisi ülkemizde de
tüm toplumsal sistemleri önemli şekilde etkilemiştir. Birçok ülkede
ölüm oranını düşürmek, bulaşın ilerleme hızını azaltmak ve tedavi çalışmaları
için zaman kazanmak amacıyla önlemler alınmıştır. Eğitim
kurumlarında sınıf içi yüz yüze eğitime belli bir süre ara verilmesi ya
da eğitim kurumlarının tatil edilmesi gibi düzenlemelerle gerekli sosyal
mesafe oluşturulmaya çalışılmıştır. Türkiye’de, lisans ve lisansüstü
hemşirelik eğitiminin nitelikli bir şekilde yürütülmesi amacıyla faaliyet
gösteren Hemşirelik Eğitimi Derneği de pandemi sürecinde özellikle
hemşirelik eğitimi sorunlarını yakından izlemek ve bu sorunlara çözümler
üretebilmek için faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu derleme,
HEMED üyelerinin pandemi sürecinde yaşadıkları sorunları, talepleri,
yürütülen faaliyetleri ve hemşirelik eğitimi ile ilgili önerileri ele almak
amacıyla yazılmıştır.
The COVID-19 pandemic, which has affected the entire world, has also
affected all social systems of our country. In order to reduce death and
transmission rates and to save time for treatment studies, efforts have
been made to create as much social distancing as possible, with measures
such as taking breaks during face-to-face education or declaring a
holiday in educational institutions and universities. The Nursing
Education Association, which operates in Turkey for the purpose of
conducting undergraduate and postgraduate nursing education in a
qualified manner, also continues its activities in order to closely monitor
and produce solutions to these problems during the pandemic. This
review aimed to address the problems, demands, and activities carried
out and the nursing education problems of HEMED members since the
pandemic began.

16.
COVID-19 Pandemisi Sürecine Bakış: Kadın Sağlığı Hemşireliği Derneği
Overview of the COVID-19 Pandemic: Women’s Health Nursing Association
Nevin Hotun Şahin
doi: 10.5222/HEAD.2020.47069  Sayfalar 374 - 377
Makale Özeti | Tam Metin PDF

17.
Epilepsi ve Stigma
Epilepsy and Stigma
Ufuk Demirel, Figen Okçin
doi: 10.5222/HEAD.2020.94220  Sayfalar 378 - 382
Epilepsi nedeniyle ortaya çıkan nöbetler, epilepsili bireylerin ve çevrelerindeki kişilerin epilepsi hakkındaki bilgi eksikliği, hastalığa yönelik yanlış inanışlar gibi birçok konu epilepsili kişilerin stigmatize edilmesine sebep olmaktadır. Bunun sonucunda ise epilepsili bireyler arasında evlenme oranları ve istihdam alanları azalmakta, depresyon görülme olasılığı artmaktadır. Bu bireylerde biyo-psiko-sosyal anlamda tam bir iyilik hâlinin sağlanabilmesi için epilepside stigma ile mücadele edilmelidir.
The lack of information on epilepsy in those with epilepsy and those around them and the misconceptions about the disease result in the stigmatization of people with epilepsy. Consequently, the marriage and the employment rates of people with epilepsy have decreased, while the probability of depression has increased. The biopsychosocial health of the individuals with epilepsy must improve in order to combat stigma of epilepsy.

18.
Erratum
Erratum

doi: 10.5222/HEAD.2020.83713  Sayfalar 384 - 385
Makale Özeti | Tam Metin PDF



 
Copyright ©
Bu sitenin tüm hakları Koç Üniversitesi Hemşirelikte Eğitim ve Araştırma Dergisine aittir.